30 Eylül 2021 Perşembe

Yıldızlar neden düşmez? - Mustafa Ünver kitap yorumu

 Arada çocuk kitapları okumayı sevdiğimi bilirsiniz. Bu sefer 2. sınıfa hitap edebilecek bir kitap seçtim. Aslında temasının astronomi olması, seçmemde büyük paya sahip. Çocuklara nasıl anlatıyorlar, merak ettim :)


Kitabın dili çok cici, örnek anne baba, ideal aile diyalogları var. Resimleri de çok güzel. Minik kahramanımız Baran da kitaplara düşkün örnek alınabilecek merağa sahip bir çocuk. Yıldız ve gezegenleri evin balkonundan izlerken uzaya merak salıyor. Bunun üzerine ailesi fizik öğretmeni halasıyla bir ailecek bir kamp planı yapıyor ve burada halasının sürprizi de Baran'a bir teleskop hediye etmek oluyor. 

Şehir ışıklarından uzak gökyüzü gözlemleri yapıyor akşamları Baran ve aklına takılan herşeyi halasından öğreniyor. Çocuklara uzayı sevdirmek için oldukça güzel bir kitap bence. İlkokul 1-2-3. sınıfı çocuklarına uygun. Sevgiler ❤

26 Eylül 2021 Pazar

Bohemian Rhapsody film yorumu

Dün akşam üç arkadaş bir alışveriş merkezinin meydanında açık havada izledik bu filmi. Yerde minderler, armut koltuklar çok hoş bir atmosfer oluşturmuşlar. Biz erken gitmemize rağmen bir kafede çene çalmaktan meydana geç geldik, her yer kapılmıştı. Bizim gibi ayakta kalanlara sandalyeler getirdiler sonradan. Bir de ortada ateş yakılsaydı tam kamp yapıyormuşuz hissiyatı olacaktı :)) Ben görüntüledim tabi ortamı..


Filmi çok beğendim, güzel olduğunu duymuştum ama daha önce izleme fırsatı bulamamıştım. Bilindiği gibi Queen grubunun biraraya gelme, ünlü olma ve sonraki aşamaları işlenmiş filmde, özellikle grubun solisti Freddie Mercury üzerine odaklanılmış. Müzikler çok güzeldi, şarkılar başlayınca tümünü çalsınlar istiyorsunuz. 

Freddie Mercury hakkında pek çok bilgi edindim. Mesela Pakistan asıllı olduğu ve asıl isminin Farrokh olduğu gibi. Kliplerinde makyaj yapması ve kadın kıyafetleri giymesine rağmen cinsel tercihini de tam olarak bilmiyordum. 

Filmin güzel yanı hayatların gerçekçi bir biçimde aktarılıp, çok fazla dramatize edilmemesi. Hele bir de Queen dinlemeyi seviyorsanız kaçırmamanız gereken bir film. Fragmanını da bırakayım aşağıya, mutlu pazarlar ☺

24 Eylül 2021 Cuma

On kişiydiler - Agatha Christie kitap yorumu

Bu kitap ilk olarak On küçük zenci adıyla basılmış ancak bu ismin ırkçı ve kırıcı bir dil içerdiği düşünüldüğünden değiştirilmiş. Kitabın 3 saatlik bir mini dizisi de varmış ve kitaba birebir bağlı kalınarak çekilmiş, okumak yerine bu dizi de izlenebilir diye düşünüyorum. Dizinin oyuncu profili benim çok hoşuma gitti.


Oldukça küçük olan ve tek bir malikaneyi barındıran Asker Adası'na Owen çifti tarafından ülkenin farklı yerlerinden seçilmiş on kişi davet edilir. Hepsine ikna edici bir mektup gelmiştir ve hepsi de daveti kabul eder. Asker Adası'na bir süre kalmak üzere ulaşırlar. Geldikleri günün akşamı parti yaparlarken bir gramafon aracılığıyla her ismin teker teker bahsi geçmek suretiyle geçmişlerinde işledikleri bir cinayetten bahsedilir. Bu yüzden ceza olarak teker teker öldürüleceklerdir...

Owen çifti adaya asla ayak basmayacaktır fakat katil cinayetleri işlerken evin her yerine asılı olan şu tekerlemeden ilham almıştır:

On Küçük Asker yemeğe gitti,
Birinin lokması boğazında tıkandı. Kaldı dokuz.

Dokuz Küçük Asker çok geç yattı,
Sabah biri uyanamadı. Kaldı sekiz.

Sekiz Küçük Asker Devon'a gezmeye gitti,
Biri geri dönmedi. Kaldı yedi

Yedi Küçük Asker odun kırdı,
Biri baltayla kafasını yardı. Kaldı altı.

Altı Küçük Asker kovanla oynadı,
Birini yaban arısı soktu. Kaldı beş.

Beş Küçük Asker hukuka merak sardı,
Biri yargıç oldu, kaldı dört.

Dört küçük asker denize yüzmeye gitti,
Birini kırmızı balık yuttu, kaldı üç.

Üç Küçük asker hayvanat bahçesine gitti,
Birini büyük bir ayı kaptı, kaldı iki.

İki küçük asker güneşte oturdu
Birini güneş çarptı, kaldı bir

Bir küçük asker yapayalnız kaldı,
Gidip kendini astı.

Ve kimse kalmadı...

Her cinayetten sonra da evde bulunan on asker biblosundan biri kırılmış bulunuyor. 

Ben katili hiç mi hiç tahmin edemedim. Hep aklımda denizaltısında yaşayan Kaptan Nemo gibi olaylardan sorumlu bir başka kişi vardı. Sürpriz bozanlık yapmayayım, kitap Agatha Christie romanları içerisinde en beğenileniymiş. Tür olarak bana pek uygun olmasa da polisiye-gerilim romanlarından hoşlanıyorsanız şans verebilirsiniz ve okurken katili tahmin etmeye çalışın, o şekilde çok daha zevkli bir okuma olacaktır, sevgiler ❤

23 Eylül 2021 Perşembe

The amazing spiderman | Çizgi roman yorumu

 Örümcek adamın çizgi roman pdf'lerini iki bölüm olarak bilgisayarıma kaydetmiştim, çok uzun zaman oldu. Bir süre önce okudum ama yorumunu girememiştim. Kendime ayırabildiğim vakit bulunca yazmaya karar verdim..


Bu seride Peter Parker (örümcek adam) yeteneklerini yeni keşfediyor, liseye devam etmekte ve Gwen Stacey'e aşık. Gwen'in babası ise bir polis memuru. Peter'ın ilgisi fotoğrafçılık üzerine ve öğrencilerin önemli günlerinin fotoğraflarını çekme görevini üzerine almıştır. Gwen'e ilgisini belli etmeye çalışır ancak okulda kendi ödevlerini yaptırmak için kötü çocuklar çetesi kendisiyle uğraşmaktadır. Gwen ise çetenin başı olan Flash'ın derslerini düzelmek için O'na yardım etmeyi teklif eder. Amacı Flash'ı topluma kazandırmaktır bu arada Peter ile de yakınlaşır. Peter ise güçlerini keşfetmeye başlamış, şehirde Gwen'in babası suçluların peşindeyken O'na yardım etmeye çalışacaktır.

Çizimleri çok güzel olan bir seri, devamına ulaşabilirsem kaçırmam, okurum. Örümcek adama özel bir ilgim var, filmlerini de çok beğenerek izlemiştim. Sevgiler ❤

16 Eylül 2021 Perşembe

İstanbul'a dair

İstanbul'a dair en sevdiğim şiirdir Atilla İlhan'ın İstanbul Ağrısı şiiri, Atilla İlhan'a da hayran bırakır... Sizinle paylaşmak istedim, blogumda yerini alsın. Umarım yakın zamanda kavuşur, sevdiğim semtleriyle hasret gideririm :)

Kanatları parça parça bu ağustos geceleri
Yıldızlar kaynarken
Şangır şungur ayaklarımın dibine dökülen
Sen
Eğer yine İstanbul'san
Yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim
Pançak pançak şiirler tüküreceğim
Demek yine ben
Limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor
Kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler
Yahudi sokaklarını aydınlatan telaviv şarkıları
Mavi asfaltlara çökmüş
Diz bağlıyor
Eğer sen yine İstanbul'san
Kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan
Sirkeci garı'nda tren çığlıklarıyla bıçaklanıp
Intihar dumanlari içindeki haydarpaşa'dan
Anadolu üstlerine bakıp bakıp
Ağlayan
Sen eğer yine İstanbul'san
Aldanmıyorsam
Yakaları karanfilli ibneler eğer beni aldatmıyorsa
Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
Yine senin emrindeyim
Utanmasam
Gözlerimi damla damla kadehime damlatarak
Kendimi yani şu bildigim attila ilhan'i
Zehirleyebilirim
Sonbahar karanlıkları tuttu tutacak
Tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor
İmtihan çığlıkları yükseliyor üniversite'den
Tophane iskelesi'nde diesel kamyonları sarhoş
Direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şoförler
Uykusuz dalgalanıyor
Ulan İstanbul sen misin
Senin ellerin mi bu eller
Ulan bu gemiler senin gemilerin mi
Minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında
Liman liman götüren
Ulan bu mazot tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
Akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar
Neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor
Antenlerinden
Neden
Peki İstanbul ya ben
Ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy
Gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu abbas
Ya benim kahrım
Ya senin ağrın
Ağır kabaralarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın
Çaresiz zehirle kusan çılgın bir yılan gibi
Burgu burgu içime boşalttığın
O senin ağrın
O senin
Eğer sen yine İstanbul'san
Yanılmıyorsam
Koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim
Sicilyalı balıkçılara marsilyalı dok işçilerine
Satır satır okumak istediğim
Sen
Eğer yine İstanbul'san
Eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim
Ulan yine sen kazandın İstanbul
Sen kazandın ben yenildim
Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
Yine emrindeyim
Ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa
Parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam
Hiç bir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa
Yanılmıyorsam
Sen eğer yine İstanbul'san
Senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar
Gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
Bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir
Ulan bunu sen de bilirsin İstanbul
Kaç kere yazdım kimbilir
Kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
1949 eylül'ünde birader mırc ve ben
Sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık
Sana taptık ulan
Unuttun mu
Sana taptık

Bugünlerde dinlemekten hoşlandığım şarkı da Manga ve Göksel'den Dursun Zaman.. Huzurlu geceler ❤❤

9 Eylül 2021 Perşembe

Bir çift yürek - Marlo Morgan kitap yorumu

 Bu kitap kütüphanede karşıma çıkınca ikinci kez okudum. Kitabın konusunu hatırlıyordum ama yazılanlar hakkında sadece ufak bir olay aklımda kalmıştı. İlk okuduğumda çok etkilenmiştim, bu sefer o derece etkilemedi beni. Belki de bahsedilen öğretileri daha sonra çok duymam, artık benim için yeni olmadıkları içindir.


Sağlık sektöründe çalışan Amerikalı bir kadın tedavi yönteminin orijinal olmasından dolayı birkaç yıl çalışmak üzere Avustralya'ya davet edilir. Burada Aborjinler'in (Avustralya yerlileri) şehir hayatına uyum sağlayamadığını ve bu yüzden onlara karşı aşağılayıcı fikirler oluştuğunu gözlemler. Bir proje geliştirir ve bu yolla Aborjinler'e iş olanağı sağlar ve oldukça başarılı olur. Ve bir gün yerliler tarafından bir toplantıya davet edilir. Hiç beklediği gibi gerçekleşmeyen toplantı aslında geleneklerini kaybetmemiş Aborjinler'le çıkacağı bir yürüyüş yolculuğunun başlangıcıdır...

Beni tekrar kitaba çeken şey, içeriğinin neredeyse tamamının bu yürüyüşten meydana gelmesiydi. Bu sıradışı yürüyüş esnasında aktarılan öğretileri de merak ediyordum. Bazı alıntıları aşağıya bırakıyorum :)

🌼 Annem her zaman şöyle derdi: "Seçimlerini bilgelikle yap, çünkü istediğin şey eline geçebilir."

🌼 Ömrümü insanların sağlıklarını korumasına adamış olan ben anlamıştım ki, gerçek kültürel köklerini yitiren ve yaşamda bir amacı olmayan insanların elinden ancak ölümle kumar oynamak gelir.

🌼 Şöyle bir düşünce aktı zihnime: "Su ol. Su ol. Sen su olabilirsen, suyu bulabilirsin." Bunun ne anlama geldiğini bilmiyordum. Hiçbir anlamı yoktu. Su ol! Bu olanaksızdı. Ama sonra yeniden toplumumun sol beyinli insanı olmaktan kurtulmayı denedim. Kendimi sezgilere açtım, gözlerimi yumdum, su olmaya başladım. Yürümeye başladım ve tüm duyularımı kullanmayı denedim. Suyun kokusunu alabiliyor, tadını duyabiliyor, hissedebiliyor, sesini duyabiliyor, görebiliyordum. Soğuktum, maviydim, duruydum, çamurluydum, durgundum, çırpıntılıydım, buzdum, eriyordum, buharlaşıyordum, yağmur oluyordum, kar oluyordum, ıslaktım, canlandırıcıydım, sıçrıyordum, yayılıyordum, sınırsızdım. Aklıma gelen her türlü formuyla suydum artık.

🌼 Acaba artık maddeyi değil, deneyimi hazine saymayı öğrenebilmiş miydim?

Kişisel gelişim tarzında bir kitap okumaya ihtiyacınız varsa, bir şans verebilirsiniz bence. Sevgiler ❤

1 Eylül 2021 Çarşamba

Ağustos Ayı En'leri

 SEVİYORUM

Pazar günleri 15-17 km doğa yürüyüşleri yapmayı seviyorum. Geçen ay bir de Perseid meteor yağmurunu izlemek için bir yaylaya gittik. Karanlıkta 20 kadar kişilik bir grup birşeyler atıştırıp, içeceklerimizi yudumladık. Semaverde çay demlendi, gözümüzü gökyüzünden ayırmadan sohbet ettik. Meteor yağmurunun maksimum olduğu günleri kaçırdığımız için fazla gözlemleyemedik, ben bir tane ayın alt kısmında akan bir meteor gördüm ama o bölgede ay ışığı etkili olduğu için çarpıcı bir görüntü vermedi. Dilek tuttum tabi :)


YİYORUM

Geçen ay değişik olarak iki tarif denedim. Basit ve fazla malzeme gerektirmeyen tariflerdi. İlki için önce patatesleri haşlayıp tam yumuşamadan ocaktan alıyorsunuz, sonra kabuklarıyla halka halka doğrayıp tereyağında kızartıyorsunuz. En son üzerine tuz, toz biber ve kekik serpip afiyetle yiyorsunuz. Benim amacım fazla kızartma yapmadan o lezzeti elde edebilmekti ama kızarması biraz uzun sürdü, dolayısıyla o anlamda zararından kaçamadım. 


Diğeri için de bir avuç erişteyi pişirdikten sonra soğutup, bol rende salatalık, kıyılmış dereotu, yoğurt ve ezilmiş sarımsakla karıştırdım. Erişteli cacık gibiydi biraz ama esas yemeğin yanında güzel gidiyor.

İÇİYORUM

Ablamın Kanada'dan gönderdiği iki çeşit çay vardı evde, aylardır hiç içilmiyor. Biz normal Türk çayını en çok sevdiğimiz için başka çeşit demlemiyoruz. Bu sefer evde Türk çayı bitince, fırsat bu fırsat bunları içelim dedik. Seylan çayı gibi yaprak cinsi, vanilyalı ve siyah frenk üzümlü siyah çay.

Bir zamanlar Köln'de masal evi gibi bir yerde böyle aromalı çaylar içmiştim, hafif loş, göz alıcı koltuklar ile çok dinlendirici bir ortamdı. Çay menüleri bir fotoğraf albümü kadar kalındı, yüzlerce çeşit vardı. Kendimi orada hissettim bu çayları içerken. En yakın arkadaşlarımdan biri de Köln'deydi o ara, oranın kapadığını söyledi, üzüldüm.

HİSSEDİYORUM

Doğada kilometrelerce yürürken grubun hızına ayak uyduramadığım zamanlar oluyor, özellikle çok çıkış olunca nefesim kesiliyor. Daha çok spor yapmam gerektiğini hissediyorum, bazen yorgunluktan gözlerim bile sulanıyor ama eve gelince iyi ki gitmişim diyorum. Doğada yürümenin bana iyi geldiğini hissediyorum, tüm hafta çok enerjik oluyorum, bir sürü iş hallediyorum.

Söbüce yaylası zirvelerinde
Söbüce yaylası zirvelerinde
YAPIYORUM

Doktoradan mezun olduğum bölümde hocamı ziyaret ettim geçen ay. Teşekkürlerimin ifadesi olarak Çiçek Sepeti'nden de bir saksı çiçeği alıp götürdüm. Bana daha iyi motivasyon sağladığı için işlerimi üniversitede yapacağım, bu arada makalelerimi de yazacağım bu ay.

HAYAL EDİYORUM

 Bu kötü birşey ama pek hayal gücü kalmadı bende. Hayal dünyasında yaşamak bana zaman kaybı gibi geliyor biraz. Sadece seramik ile uğraşırken ne yapacağımı önceden hayal ediyorum. 

İZLİYORUM

Kafa dergisi Youtube kanalında Zafer Algöz'ün anılarını anlattığı yayınları izliyor ve dinliyorum. Kaçırmayın derim, çok keyifli ve sıradışı anılar, kendisi de çok hoş anlatıyor.


OKUYORUM

Geçen ay dört kitap okumuşum, bayağı motivasyonum yüksekti. Şimdi uzun yıllar önce okuyup büyük bir kısmını unuttuğum Marlo Morgan'ın Bir Çift Yürek adlı kitabını okuyorum. Sanırım okumayan az sayıda insan vardır bu kitabı :)

Sonbahar geldiğine göre okuma, yazma, çalışma motivasyonumuzun artması lazım. Hepimize verimli hevesli bir ay diliyorum.