23 Eylül 2020 Çarşamba

Yeniay - Stephenie Meyer kitap yorumu

Merhabalar, Alacakaranlık Serisi'nin ilk kitabını yorumlamıştım ve bu devam kitabını okuyup okumayacağımdan emin olmadığımı söylemiştim. Aslında o kitaptan sonra farklı kitaplar okumaya başlamıştım ama ortasında bu seriye acayip bir özlem duydum ve olayların nasıl geliştiğini merak etmeye başladım. Öyle bir an geldi ki kendimi günün ortasında sahaflarda buldum ve kitabı soruşturmaya başladım. Neyse ki bir iki tane gezdikten sonra buldum.


Yine çok akıcıydı, ancak ilkine göre daha az romantizm vardı çünkü biri vampir diğeri insan olan iki sevgili Edward ve Bella bu kitapta yollarını ayırıyor. Kitap boyunca Bella'nın sıkıntısını ve Edward'ı unutma çabalarını okuyorsunuz. Ancak bir süre sonra Jacob adında çok yakın bir arkadaş ediniyor ve iyileşmeye başlıyor. İşin ironik tarafı şu ki herşey güzel giderken Jacob'da kurt adam oluyor ve Bella için ulaşılması güçleşiyor. 

Okuması kolay bir kitap, konuyu çok kısa özet geçtim, biraz alıntılara yer vereyim: 

"Kendime onu düşünmeyi yasaklamıştım. Bu konuda oldukça katıydım. Tabii, arada kaçamak yaptığım oluyordu, sonuçta insandım. Ama daha iyiye gidiyordum ve acıyı hissetmemeyi becerebiliyordum. Acı ve hiçbir şey arasında seçim yapmam gerekmiş, ben de hiçbir şeyi seçmiştim."

"Hiç varolmamış gibi? Bu delilikti. Hiç tutamayacağı bir sözdü, verdiği anda bozulmuş bir sözdü."

"Bunun sebebi Jacob'un kendisiydi. Jacob sadece mutlu ve mutluluğu etrafına yaymayı becerebilen bir insandı. Yanında kim varsa mutluluğu o kişiye bulaştırıyordu. Aynı güneş gibi, çekim alanına giren herkesi ısıtıyordu. Doğaldı ve bu ruh hali de kişiliğinin bir parçasıydı. Bu yüzden de onu bu kadar görmek istemem tuhaf değildi."

"Bella, senden önce, hayatım tıpkı aysız bir gece gibiydi. Çok karanlık, ama yıldızlar vardı, sebepler... Ve sen, gökyüzüme bir meteor gibi girdin. Bir anda herşey yanmaya başladı, parlaklık vardı, güzellik vardı. Sen gittiğinde ve meteor ufka düştüğünde, her şey simsiyah oldu. Hiçbir şey değişmedi ama gözlerim ışık yüzünden kör olmuştu. Artık yıldızları da göremiyordum. Ve artık hiçbir şeyin anlamı yoktu."

"Edward hafifçe kolumu sıktı. -Ben buradayım. Derin bir nefes aldım. Doğruydu. Edward buradaydı, bana sarılmıştı. Bu gerçek olduğu müddetçe herşeyle yüzleşebilirdim. Omuzlarımı dikleştirdim ve alınyazıma doğru yürüdüm, kaderim yanımda duruyordu."  

16 Eylül 2020 Çarşamba

Kahvaltılık Kırmızı Biber Turşusu

 Merhabalar, çok güzel bir tarif vereceğim, öyle lezzetli oluyor ki! Belki biliyorsunuz ve yıllardır bu şekilde turşu yapıyorsunuz ama ben yeni öğrendim. Bilmeyenler arasında da denemeyen kalmasın bence :)

Vereceğim tarifi 2 kere uyguladım, önce yarım ölçü deneme sonra da iki ölçü kışlık saklamak için yaptım. Sirkeli, yağlı suyunu da kavanozlara aktarıp kahvaltıda ekmek batırıyorsunuz, o yüzden ben ikinci yapışımda zeytinyağını daha çok koydum, size de bu tarifi vereceğim. Ama aklınızda olsun, zeytinyağı ve ayçiçek yağı ölçülerini birbirinin yerine geçecek şekilde kullanabilirsiniz veya toplam miktarı aynı olacak şekilde kendinize göre bir oran belirleyebilirsiniz.



Malzemeler:
 
- 1,5 kilo kırmızı biber
- 1 su b. üzüm sirkesi
- 1 su b. zeytinyağı
- Çeyrek çay b. ayçiçek yağı
- 1 yemek k. tuz
- 1 baş sarımsak
- Yarım demet maydonoz

1. Öncelikle kırmızı biberlerimizin baş kısımlarını kesip boydan dörde bölüp içlerini temizliyoruz ve kare şeklinde doğruyoruz.
2. Geniş bir tencereyi ocağa koyup, azıcık ısıtıp (15 sn kadar) sirke, zeytin yağı, tuz ve ayçiçek yağını koyup hafif kaynamaya başlayınca biberleri ekleyip güzelce karıştırıyoruz.
3. Kapağını kapatıp orta ateşte yaklaşık 10-15 dk pişiriyoruz (Çok pişirip biberleri ezmeyin, biberlerin cinsine göre pişme süresi değişebilir arada kontrol edin).
4. Daha sonra iri doğranmış sarımsağımızı ve maydonozumuzu da ekleyip harmanlıyoruz ve ocaktan alıyoruz.  
5. Temiz cam kavanozlarımıza dolduruyoruz.
6. Kalan suyunu da kavanozlara paylaştırıyoruz ve kapaklarını sıkıca kapatıyoruz.
7. Eğer uzun süre bekletmek isterseniz kapağını sıkıca kapatıp vakumlama yöntemi ile ters çevirebilirsiniz.
8. Oda sıcaklığına geldiği zaman buzdolabında veya serin bir yerde muhafaza ediyoruz. kahvaltılık biberlerimiz yemeğe hazır AFİYET OLSUN :)

1 Eylül 2020 Salı

Kafa'da Kalmasın - Can Yılmaz kitap yorumu

Yeni bitirdim bu kitabı, taze taze yorumlayayım :) Can Yılmaz'ı Instagram'dan takip ediyorum. O ve Zafer Algöz bir ara İnkilap Yayınevi'nden çıkan kitaplarını imzalayıp adrese göndereceklerini duyurdular. Annemle ikisinin Burada Olan Burada Kalır adlı gösterilerini Youtube'dan devamlı takip ediyoruz. Zafer Algöz'ün ilk kitabı bizde yoktu ve Can Yılmaz'ın kalemiyle de tanışmak istiyordum. Böylece annemin adına imzalı birer kitaplarını sipariş verdik. İkimiz de okuduk kitapları, Zafer Algöz'ün kitabını ben daha önce okumuş, blogumda yorumlamıştım...

Can Yılmaz'ı gösterilerinden biraz olsun tanıdım ve bana huzur veren bir yapısı var. Konuşması ve hareketleri stressiz ve benim gibi biraz ağır, bu hali beni rahatlatıyor. Kitabı, kendisi hakkında fikir sahibi olduktan sonra okumak daha zevkli oldu, sanki programda olduğu gibi O anlatıyor, ben dinliyorum... Kitabın adından anladığım kadarıyla Kafa Dergisi'nde yayınlanmış hikayeleri kitap haline getirmiş. Çoğu hikaye tarzında, sonlara doğru kendi hayatından deneyimlediği ve insanları kendilerini sorgulamaya yönelten anlatı şeklinde yazıları var.


Okumaya ilk başladığımda biraz tutukluk yaşasam da sonradan kitabı elimden bırakamadım. Yazarın edebi dili kuvvetli, hikayelerinin kahramanları genellikle gariban diye tabir ettiğimiz insanlar, başlarına genellikle "kaderin oyunu" diyebileceğimiz olaylar geliyor. Günlük hayatta, mahallemizde her gün gördüğümüz (örneğin mahallemizdeki esnaf) ama özel hayatlarını bilmemize imkan olmayan insanlar var ya, onlardan biri gibi kahramanların başına gelenleri merakla okudum. Bir hikayesinde de büyülü gerçeklik yöntemini kullanmış yazar. Bence alın okuyun, birçok kitabı var, incelerseniz kendinize uygun bir tane seçebilirsiniz :)