21 Nisan 2017 Cuma

Dün akşam Mask Ethnic Fun'da başıma gelenler :)

Nerede bir şiir gecesi var ben oradayım bugünlerde. Daha yeni Karaf'takinden bahsetmiştim, bir de her dolunayda katıldığımız başka bir tane var. Dün de Mask'ta şiir dinletisi olduğunu duyduk ve edebiyat sevgimizden dolayı yine bizi kendine çekti.



Karaf'ta karşılaştığım arkadaşımla gitmeye karar verdik, Ruhiye. O'nun başka bir arkadaşı daha duymuş, O'da geldi. Ben bir kırmızı şarap ısmarladım ama Karaf'ta içtiğimden, hatta en ucuz Sava şarabından sonra bile, bu bir sirkeydi. 

Uzun süre şiir başlamadı, gitar ve Türkçe pop'la geceyi geçiştiriyorlar. Sonra Dolunay şiir dinletisinden diksiyon hocası yaşlı bir bayan geldi, yaşlı ama benden bakımlı! Yanlız sesi çok mıy mıy çıkıyor, kadının okuduğu hiçbir şiiri anlamıyordum ben zaten, kendi kendine dinletiyor sanki. Kadın acayip heyecanlı, şiirlerden önce konuştuğu bir iki şey diline dolandı. Sonra bir şiir okudu ve hemen "müziğe geçelim" dedi. Mekan sahibi "çok güzeldi, şiirle devam edelim" diyerek kadını ısındırmaya çalışıyor.


Bu arada arkadaşımın arkadaşı müzisyenmiş, ses sisteminden anladığını ortaya koymak için sahneye "ses çok boğuk" diye bağırdı. Sesi tizleştirdiler, bu sefer mikrofon çın çın ötmeye başladı. Kadının sesi hala duyulmuyor ama mikrofondan tiz bir ses ortalığı çınlatıyor :D Bu sefer mikrofon hoparlöre bakıyor diye hoparlörün yönünü değiştirtmeye kalktı. Mekanın sahibi kadın artık çileden çıktı, "ben burada eşek başı mıyım?" demek istedi herhalde, çantasını alıp ağlamaklı bir yüzle hızlıca mekanı terk etti. Gece tam bir fiyaskoydu, ses düzelmedi, bir-iki şiiri dinlemeye çalıştık, yine müziğe geçildi... Üstelik ben bu sabah erkenden ders verecektim, ayrılmam gerekiyordu ki iyiki de öyleymiş... Sirke şarabımın ücretini ödeyip ayrıldım.


Çok kötü bir deneyimdi, bir de mekan sahibi kadınla sohbetimiz var. Program başlamadan önce "niye gelmiyorsunuz?" diye sitem ediyor. Dedim "en son Kitap Mezat'ına geldim, ondan sonraki ikinci akşam çıkışım bu". İnanmayan bir tavırla bakıyor... Ben seni ikna etmek zorunda mıyım? Önce içirdiğin şarabın tadına bir bak... 

Kitap Mezat'ı gecesini anlatmadım burada sanırım, bir dahaki yazım o olsun. Açık arttırmayla kitap satılıyor kısaca, genellikle okunmuş kitaplar. Açık arttırma 1 lira gibi çok düşük bir fiyattan başlıyor.

Hayırlı, mutlu, coşkulu, inançlı bir cuma diliyorum. 

16 Nisan 2017 Pazar

Karaf Şarap Evi

Cuma günü okulda üniversitede ders verdikten sonra bir ağrı şikayetimden dolayı hastaneye gittim. Hastanede çalışan arkadaşım beni kardiyolojiye yönlendirdi, tetkiklerden birşey çıkmadı. Pazartesi günü de genel cerrahiye gidip kontollerimi tamamlayacağım.

Oradan çıktıktan sonra üniversitenin sosyal tesislerinde annemle yemek yedik. 2 gün önce doğumgünüydü ve kutlama yemeğini orada yemeği kararlaştırmıştık. Yemeklerimizi bitirip çayımızı yudumlamaya başladığımızda vakit hala erkendi ve cep telefonumdan Kaleiçi'ndeki gece programlarına bakmaya başlamıştım bile. Çok sevdiğim Karaf Şarapevi'nde Şiir Dinletisi vardı ve şiiri çok seven biri olarak bunu kaçırmam olmazdı. Yanlız etkinlik sayfasında bulunan saatlerde bir karışıklık olduğu için ben erken gitmiştim. İki kadeh şarabımı içip bir saat kadar oturduktan sonra bile (saat 21 gibi) etkinliğin başlamasına yarım saat vardı. Ben kalktım ve eve doğru yola çıktıktan sonra aklıma Raven Bar'da Shy Talks grubunun sahne alacağı geldi. 20.30'da başlayacaklardı ve tam vaktiydi. Hemen geri dönüp tekrar Karaf'ın önünden geçerken birisi "hatun" diye seslendi. Bu, birbirimizi çok iyi tanımadığımız ama görüştüğümüz kadarıyla birbirimizle anlaştığımız bir arkadaşımdı. Adımı unutmuş, ben de O'nunkini unutmuştum :), ufak bir şaşkınlık yaşadıktan sonra durumun farkına vardım :) O'da şiir dinletisine gelmiş ve geceye birlikte katılmamız konusunda ısrar etti, kırmadım. Tekrar Karaf'a girdik ve sahneyi gören bir yere oturup içeceklerimizi ısmarladık.


Selfilerimizi çekerek programın başlamasını bekledik. Mekan sahibi bir pratisyen hekim ve sanırım sahneye klasik gitarı ile çalıp söylemek ve şiir okumak için çıkan 2 kişi de hekimdi. Önce müzik başladı. Şarkılar çok iyi seçilmişti, eski Türkçe pop ağırlıkta olmak üzere yabancı müzik de çalıp söyledi. Daha sonra şiir okumak için diğer hekim sahnede yerini aldı. Her şiiri için ayrı bir müzik seçmişti ve bunları da müzik sisteminden açtı ve bu parçalar O'na arkaplanda eşlik etti. Şiirler de çok iyi seçilmişti, ünlü şairlerin hiç duymadığım ama çok güzel şiirlerini dinledim etkili bir ses tonuyla. Ben bunları neden bilmiyorum, hiç bir kitapta görmedim, okumadım diye de şaşırdım. Yanlız ne yazık ki fazla şiir seven insan bulunmuyor, şiir okunurken mekan bayağı boşaldı.

Şimdi çalınan parçalardan ve okunan şiirlerden birer tanesini sizinle paylaşacağım. Umarım siz de çok zevk alarak dinler ve okursunuz. Sevgiler...



İstanbul Ağrısı

Kanatları parça parça bu ağustos geceleri
yıldızlar kayarken
şangur şungur ayaklarımın dibine dökülen
sen eğer yine İstanbulsan
yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim
pançak pançak şiirler tüküreceğim
demek yine ben
limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor
kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler
Yahudi sokaklarını aydınlatan Telaviv şarkıları
mavi asfaltlara çökmüş
diz bağlıyor
eğer sen yine İstanbulsan
kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan
Sirkeci Garında tren çığlıklarıyla bıçaklanıp
intihar dumanları içindeki Haydarpaşadan
Anadolu üstlerine bakıp bakıp
ağlıyan
sen eğer yine İstanbulsan
aldanmıyorsam
yakaları karanfilli ibneler eğer beni aldatmıyorsa
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine senin emrindeyim
utanmasam
gözlerimi damla damla kadehime damlatarak
kendimi yani şu bildiğin Attila İlhanı
zehirleyebilirim
sonbahar karanlıkları tuttu tutacak
Tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor
imtihan çığlıkları yükseliyor üniversiteden
Tophane İskelesinde diesel kamyonları sarhoş
direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şoförler
uykusuz dalgalanıyor
ulan İstanbul sen misin
senin ellerin mi bu eller
ulan bu gemiler senin gemilerin mi
minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında
liman liman götüren
ulan bu mazut tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar
neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor
antenlerinden
neden
peki İstanbul ya ben
ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy
gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu Abbas
ya benim kahrım
ya senin ağrın
ağır kabaranlarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın çaresiz zehirler kusan çılgın bir yılan gibi
burgu burgu içime boşalttığın
o senin ağrın
o senin
eğer sen yine İstanbulsan
yanılmıyorsam
koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim
Sicilyalı balıkçılara Marsilyalı dok işçilerine
satır satır okumak istediğim
sen
eğer yine İstanbulsan
eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim
ulan yine sen kazandın İstanbul
sen kazandın ben yenildim
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine emrindeyim
ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa
parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam
hiçbir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa
yanılmıyorsam
sen eğer yine İstanbulsan
senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar
gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir
ulan bunu sen de bilirsin İstanbul
kaç kere yazdım kimbilir
kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
1949 Eylülünde birader mırç ve ben
sokaklarında mohikanlar gibi ateşler yaktık
sana taptık ulan
unuttun mu
sana taptık

Attila İlhan

Oy kullanma ve sonrası

Bugün annemle seçim için sandık başına giderken eski dostumuzun açtığı fırının önünden geçtik. Klasik "hayırlısı olsun" selamından sonra yürümeye devam edip oyumuzu kullandıktan sonra da sandık görevlileriyle aynı biçimde vedalaştık. Sanırım şimdiye kadar benim oy verdiğim hiçbir parti kazanmadı. O yüzden siyasi konuları yorum yapmadan, yüzeysel olarak geçiyorum...

Dönüşte dostumuzun fırınında oturduk. Antalya bu mevsimde narenciye çiçeklerinin kokularıyla ünlüdür. Cadde ve sokaklar (her ne kadar fazla gölgesi olmasa da) turunç ağaçları ile bezelidir ve çiçeklerinin nefis parfümü yol boyu  size eşlik eder. Masamızın yanında da genç bir narenciye ağacı vardı ve çiçeğinin kokusu etrafa yayılıyordu. Ağacın her tarafı çiçek bezeliydi ama en çiçekli dalı da buydu:


Bu portakal çiçeği dalı bir arkadaşımın bir dergide yayınlanan şiirini anımsattı bana. Çünkü şiirde portakal çiçeği geçer ve ben bu şiiri çok beğenirim. Burada sizinle de paylaşacağım:

Sev

Acemiliği yok sevdanın
eğreti durmaz, korkma!

Usta bir terzi teyelleyecek
tam üstüne göre, hissedeceksin.

Bin yıl sonra da hatırlanan
yeni bir şarkı olacaksın, korkma!

Fırtınalar kopan gecede
sütliman olacaksın.

Portakal çiçekleri açacak kalbinde 
kokusu gözlerinde.

Sev yeter, korkma!

M. Şevket Atalay

Şimdi ofisime geldim ve bu yazıyı size limonlu, ferahlatıcı bir içecek içerek yazıyorum... Bu bir kokteyl. Bunun da tarifini vermeliyim, öyle iyi geldi ki! Bahar ve yaz günlerinde soğuk soğuk çok iyi gider!

Cin Limon Kokteyl

Malzemeler:

1 shot bardağı cin
Sprite
Yarım limonun suyu

Yapılışı:

Kokteyl bardağınızda 1 shot bardağı cini ve yarım limonun suyunu karıştırın. Üzerini Sprite ile doldurun. İşte ferahlatıcı içeceğiniz hazır! Afiyet olsun :)

Mutlu mutlu pazarlar!

1 Nisan 2017 Cumartesi

Kitaplık: Mutlu Yıllar Sanaaa: 7. Yıl !! ve Çekiliş

Okuma Günlüğüm 7. yaşgünü çekilişi yapıyor. Hadi katılalım! :)

Kitaplık: Mutlu Yıllar Sanaaa: 7. Yıl !! ve Çekiliş: Merhabaa!! Bugün blogumun 7. doğum günü. Çook mutluyum:) Yaşgünleri benim için önemlidir, yaş alsam da kutlamayı, hediye almayı, o gün sevdi...