31 Aralık 2017 Pazar

Mutlu yıllar!


Herkese sağlıklı, bolluk, bereket dolu yıllar...

2018'de daha çok spor yapmak, daha çok para, daha çok seyahat etmek, daha çok hayatın tadını çıkarmak, daha çok okumak, doktora tezimi bitirmek ve mesleki yazılar yazdığım buna ilaveten daha profesyonelce bir blog yazmak istiyorum. Hatta orada yazıları İngilizce yazmak istiyorum, bunu yapmak için de mesleki ilerlemeyi hızlandırmak gerekiyor. 2018'de bunun gerçekleşmesini de diliyor, başarı ve mutluluğumuzu arttırdığımız bir yıl diliyorum. Sevgiler...

29 Aralık 2017 Cuma

Gooogoook Blog'unun Yeniyıl çekilişini kazandım! :)

Blogumu ilk açtığım zamanlardan beri birbirimizin blogunu takip ediyoruz Handan Hanım'la. Birbirimizin yazılarıyla, bu yazılara yaptığımız yorumlarla tanıştık, samimiyetimiz arttı. Her yıl yeniyıl çekilişine katılırım, bu sene şansım yaver gitti ve bana çıktı!


Çekiliş Şebnem Özkan'ın Yükseliş Gönlün Şifası kitabı içindi. Ayrıca yanında neler geldi neler... 
Nivea krem, Adidas parfüm, Eskişehir'in meşhur Met helvası ve sıcacık dileklerle bezenmiş bir yeniyıl kartı!

İnsan mutlu edilince mutluluğu paylaşmak ve mutlu etmek istiyor. Blogumun takipçi sayısı fazla sayılmaz ama ben de blogumun 3. yaş gününde bir çekiliş yapmaya karar verdim :) Bununla ilgili yazı yılbaşından hemen sonra gelecek.  

Eski yazılarıma baktım da 2015'te yeniyıl gelirken seyahat etmek için daha çok zaman ve para istemişim, 2016 sonunda ise herzamanki sağlık, mutluluk dilekleri... 2015 sonundaki dileklerim bu sene gerçekleşti. Bildiğiniz gibi 2 ay yurtdışındaydım ve bol bol gezdim. Bu beni "amaaan yeniyıl eskiyıl ne farkeder, sadece 31 Aralık'tan sonra gelen gün, birşey değişmiyor" deme uyuşukluğundan kurtardı. Dolayısıyla yeniyıla yeni kararlarla başlayacağım. Bu kararları da burada paylaşırım sanırım, sadece istek sayısını arttırmak için düşünüyorum :) Umarım isteklerini düşünmeyenler için de ikna edici olmuşumdur.

Yeni yılınız şanslı, sağlıklı, neşeli geçsin! Ayrıca çok daha fazla iyi şeyler gerçekleşsin...

24 Aralık 2017 Pazar

Yazılı Kanyon Tabiat Parkı

Herkese iyi pazarlar! Birkaç hafta önce yerel bir turla Isparta civarını gezdim. Yazılı kanyon, Kovada ve Eğirdir gölü ve Isparta merkezde yöreyi keşfetmek için molalar verdik. Ben bu yazımda daha çok Yazılı Kanyon'un üzerinde durmak istiyorum çünkü daha önce görmediğim sadece orasıydı ve çok güzeldi. 

Sabah erkenden yola çıktıktan sonra Karacaören baraj gölü'nde kahvaltı molası verdik. Bize açık büfe olacak şeklinde söylenmişti ama gittiğimizde tabaklarımıza kahvaltılıklar konulmuş halde bulduk. Ben normalde kahvaltılı etkinliklerde bile birşeyler atıştırıp çıkarım ama bu sefer atıştırmamıştım dolayısıyla kurt gibi açtım, tahmin edebileceğiniz üzere tabağı silip süpürdüm :))). Görüntüye çok aşina olduğum için baraj gölüne göz atma zahmetine bile girmeden minibüse bindim ve Isparta Sütçüler mevkiindeki Yazılı Kanyon'a doğru yol aldık.

Oraya vardığımızda doğanın sakladığı bir cennet köşesi bizim onu keşfetmemizi bekliyordu...








Kanyon içinde attığımız minik turumuzun sonuna yaklaşırken buraya neden yazılı kanyon denildiğini keşfettim. Tarih öncesi yazılar vardı kayalarda ayrıca bir kısmı dilimize çevrilmişti. Genellikle bu yazıları görür ne yazdığını bilmeden bakıp geçeriz, içeriğini öğrenebildiğim için kendimi şanslı hissettim.







Milli parktaki gezimizin tamamlanması ardından ve çekilen selfinin sonrasında orada bulunan bir kır kahvesinde keyif yaptım.



Daha sonra Kovada Gölü'ne geçtik, çevresinde minik bir tur attık. Daha önceki yıllarda buraya yürüyüş için gelmiş, etraflıca gezmiştim. O zaman çektiğim fotoğraflarla birlikte orayı ayrı bir yazı konusu yapayım. Oradan Eğirdir Gölü'ne gittik, öğlen olmuştu ve bir restoranda oturup, tur rehberi tarafından önceden siparişi verilen göl levreği, çorba, salata ve tatlıdan oluşan bir menü ile iyice doyduk. Bana göre güzeldi ama gruptaki memnuniyetsiz bir bayan kötü olduğuna inandı ve çevresindeki herkesin O'nu onaylamasını bekledi. Yürüyüş yapıyorum ama nadiren tura katılıyorum, onda da sohbet etmek varken yediğimiz yemeğin ne kadar kötü olduğu şikayetini dinlemek istemiyor insan. Sonunda dayanamayıp kadına tatlı su balığından daha fazlasını beklememesi gerektiğini söyleyip susturdum ve başka konular açtım :)

Oradan Süleyman Demirel'in mezarına ardından da müzesine götürdüler. Bütün o aldığı hediyeler, ödüller, gazete yazıları vs ile dolu müze ilgimi çekmedi açıkçası. 

Isparta merkeze gittiğimizde de yarım saat boş zamanımız vardı. Gezerken anneme gül suyu, reçeli ve lokumu aldım, gönlünü yapmak istiyordum çünkü bir gün önce tartışmıştık ve o gün de evden O uyanmadan ayrılmıştım. Gittiğim her pazar gezisinden ufak da olsa bir hatıra getirmek adetim oldu zaten. 

Sevgi dolu, sıcacık bir pazar günü dilerim. Sevgiler

17 Aralık 2017 Pazar

Sis ve Öfke Sarayı - Sarah J. Maas

Merhaba :) Uzun zamandır kitap yorumu yazmamıştım bloguma, okuması uzun sürse de bitirmek istediğim (kimisi yarıda kalabiliyor) güzellikte bir kitapla karşınızdayım. Hatırlarsanız bu kitabı Bratislava'da okumak için almıştım ve bana orada çok güzel zaman geçirtti, çok doğru bir tercih yapmışım. Döndüğümde az bir kısmı kalmıştı, onu da geçenlerde bitirdim.


Evimizdeki yılbaşı konseptiyle poz verdik kitabımla, yılbaşı hediyesi olarak da sevdiğiniz birine gönül rahatlığıyla alabilirsiniz. 2016 Goodreads en iyi genç yetişkin fantastik ve bilim kurgu ödülü almış bir kitap. 

Serinin ikinci kitabı, ancak ilk kitabı okumadan da sizi sarmalayan bir kitap, ilk kitabından da daha güzelmiş. Burada tamamen kurgulanmış bir  dünya yaratmış yazar, kahramanımız bu dünyaya insan olarak gelmiş ama başına türlü felaketlerden sonra, ölüyor ve bir ulu peri olarak diriltilip hayatına devam etme şansı yakalıyor. Savaşta esir alınıp türlü çileler çekmiş ve bunlar ilk kitabın konusu sanırım, bu kitap kurtulduktan sonraki barışçıl ama gergin dönemi anlatıyor. Cesaret, aşk, macera ve biraz büyü hep var kitapta. Aşk açısından çok süpriz gelişmeler oluyor, kitabın başlarında kahramanımızın hayatı alt üst oluyor diyebilirim. Sonrasında yeni hayatını tanıma ve benimseme serüveni başlıyor, derken yeni bir savaş başlangıcı sinyalleri veriliyor. Heyecan hiç bitmiyor.

Kitabı anlatmak istemiyorum çünkü bence herkes alıp okumalı, bu zevki tatmalı. Dili çok güzel bazı cümlelere hayran kalıp birkaç kere okudum. 

Mutlu, renkli pazarlar...  Sevgiler.

11 Aralık 2017 Pazartesi

Ezgissimo'nun yeniyıl çekilişi











Herkese merhaba! 

Ezgi blogunda yeniyıl çekilişi düzenlemiş ve kendi hazırladığı harika hediyeleri var. Katılım şartlarını gerçekleştirmek de çok kolay üstelik. Ben katıldım, sizlerin de ilgisini çekerse... 




Sevgiler

26 Kasım 2017 Pazar

Noel ruhu her yerde :)

Merhabalar :) Dönmeme birkaç gün kala burada noel kutlamalarına yetişmem ne güzel bir şans değil mi!:) Cuma günü okuldan çıkıp şehir meydanına gittiğimde, kocaman bir noel pazarı ve çocuk korosu konseri vardı :)

 

Çocuklu aileler, arkadaş grupları, çiftler meydanı tıklım tıklım doldurmuştu. Satıcı kulübelerinde yemekler, sıcak şarap ve sıcak punch satılıyordu en çok. Diğerlerinde ise hediyelik kurabiyeler, çikolatalar, magnetler, takılar, ahşap eşyalar, neler neler... Kendimi aile sıcaklığında hissettiğim bir akşam oldu, herkes neşe içerisindeydi, çoğu selam verip gülümsüyordu.





Cumartesi gündüz de gidip erikli punch, sıcak şarap ve bir de noel punch'ı (ardarda değil :D) içip öğledensonra yurda çakırkeyif döndüm. Ayrıca burada birşeyler yemek istedim ve ızgara tavuk sandviç için sıra bekledim. Yurda döndükten bir süre sonra midem biraz rahatsızlandı, sanırım herşeyi fazlasıyla karıştırmıştım :) 

O gün birkaç fotoğraf daha çektim, özellikle meydanda süslenen çam ağacını, hiç bu kadar büyük bir noel ağacı görmemiştim!



Dün buradan götüreceğim hediyeleri almak için şehrin farklı yerlerinde çok dolandım. O yüzden bugün sadece dinlenmek istiyorum, yurtta sıcacık odamdayım.

Kahvaltı ve öğle yemeği için de dünden alışverişimi yapmıştım, ara ara da çay demleyip içiyorum... Tam pazar gününe yakışır bir keyif günü anlayacağınız ;) Keyifli, huzurlu pazarlar...

22 Kasım 2017 Çarşamba

Hiç bu kadar güzel bir yer görmemiştim: Prag 3

Akşam hostelimize yakın bir Çek restoranında yemek yedik. Oraya özgü yemekler ısmarladık ve çok memnun kaldık. Gittiğiniz yerde yemekleri beğenmeyebilirsiniz ama oraya has iyi bir restoranına gittiğinizde yemekleri çok lezzetli yaptıklarını göreceksiniz. Tabi ortalamanın üzerinde bir fiyat ödemeye razıysanız.

Akşam hostele gelip yatağa yattığımda tatlı bir yorgunluk ve huzur hissettim (nihayet) :) Aklımın bir tarafı da şehir meydanında kalmıştı, herkes ne kadar da güzel eğleniyordu. Annemi hostelde bırakıp gitsem mi diye düşünmedim değil... Ancak pasaja yanlız girmek istemedim. 

Gece gidemedim ama sabah erkenden check out yapıp tekrar astronomik saati görmeye gittik. Güzelce incelemem lazımdı benim o saati. Çok nadir bir durumunda, başında bizden başka kimse yokken, bol bol izleyip fotoğraf çektim. 


Burayı daha önce ziyaret etmiş olan arkadaşım bana saatin hikayesini kısaca anlattı. 16.yy da sanırım, bu saati yapan usta benzerini yapmasın diye o dönemin kralı gözlerini oydurmuş ve usta da bu yüzden saati bozmuş. Öyle bir bozmuş ki 100 yıl tamir edilememiş.




Önceki akşam meydandan dönerken hediyelik eşyacılardan birinde Türk kahvesi fincanına benzer (muhtemelen espresso fincanı) ikili takım görüp çok beğenmiştim. Gece acelemiz olduğu için, sabah tekrar bakarım diye düşünmüştüm. Sabah iki kere o yolu gidip gelmemize rağmen o fincanların olduğu dükkanı bulamadım :( Çok benzerlerinin olduğu başka bir mağazadan aldım artık.

Buralarda festival çarşısı gibi bir alan da vardı. Bol bol Prag magnetleri aldık, bir de bu güzelliklere gözüm takıldı. Yıkayamayacağım için alamadım...



Bayağı bir yürüdükten sonra güzel bir cafe bulduk ve kahvaltı için girdik. Çok lezzetli kanepeler yiyip kafe Lungo'mu içtim. Kafe Lungo'yu ilk defa Bratislava'da bir İtalyan restoranında keşfettim. Espressonun biraz su eklenmiş hali, biraz daha hafif oluyor ve sütle çok lezzet kazanıyor. Özellikle espresso sevenlerin denemesini tavsiye ederim.

Böylelikle şehir merkezini doya doya gezip bitirmiş olduk. Üniversitedeki arkadaşımın gitmemiz için tavsiye ettiği Vysehrad bölgesine doğru yola çıktık. Prag'da işleyen 3 çeşit metro var; kırmızı, yeşil ve sarı. İkinci gün elimizde bir metro hattı haritasıyla metro değiştirmek ve durakları konusunda artık uzmanlaşmıştık. Bu yüzden Vysehrad'a ulaşmak zor olmadı.

Buraya varınca da katedrali sorduk hemen. Yeşil, ağaçlık ve yürüyüş patikalarının olduğu sevimli bir alan içerisinde katedral ve küçük şirin mimarili yapılar vardı. Alanda biraz yürüyüş yaptıktan sonra katedrale vardık. Katedralin arkasında mezarlık bulunuyordu, buraya girmedik ama ünlü besteci ve yazarların mezarları varmış. Arkadaşım dönünce söyledi, isimler tanıdık geldi.

Katedral yine çok güzeldi. Diğerine nazaran küçük ama sevimliydi...  




Bu alanda da şehir manzarasının izlenebileceği yerler vardı. Biraz da burada yürüdükten sonra tren istasyonuna ulaşıp Bratislava'ya dönüş trenimizi beklemeye koyulduk.


Burayı görmediyeniz, bir seyahat planı yapıp görmenizi çok isterim. Ben turları araştırıp en kısa zamanda tekrar gitmeyi planlıyorum. Sevgiler...