7 Ağustos 2018 Salı

Diriliş - Tess Gerritsen

Herkese merhaba! Yazıma haftasonu yaptığım geziden bahsetmekle başlayacağım, çünkü etkisinden hala çıkabilmiş değilim. Hayatımda gördüğüm en güzel yerler sıralamasında birinciliğe oynuyor: Kelebekler Vadisi, kesinlikle 1 gün yetmiyor. Ölüdeniz'den tekneyle gidiliyor, devamlı getirip götüren Shuttle Boat'lar var. Çadır veya bungalovda kalabilirsiniz. Sabah kahvaltısı ve akşam yemeği dahil 120 tl. İnanın öyle bir yer için sudan ucuz. Müthiş bir kafeteryası var üzerini duvar gibi kaplamış asmalardan üzümler sarkıyor, verilen yemekler çok çeşitli meze içeriyor, özenle yapılmış. Ayrıca biraz üst kısımda bar var. Yukarıdan keyif yapabilirsiniz, isterseniz yanındaki kayalıklardan denize girme imkanınız da var. Tabi asıl kocaman bir sahil koy ve temiz bir deniz... Ara sıra bulutlara giren yakmayan bir güneş ve kumsalda yattığınızda cır cır böceklerinin senfonisi. Yani Kelebekler Vadisi birsürü kalp ben :) 

Belki bunu başka bir yazı konusu da yaparım fotoğraflarla şimdi gelelim, kitabımıza... Bunu ben pdf olarak okudum. Basılının tadını vermez ama kitap çok güzeldi. Her zaman Afrika'da safari yapmak istemişimdir, kitap da bu ortamda başlayınca birkaç satır okuduktan sonra vazgeçilmez hale geldi benim için. 


Tess Gerritsen'in dili çok çok akıcı ve hafif bir dille yazıyor. Günlük hayat diyaloglarını öyle yazmış ki o an o mekanda hissediyorsunuz kendinizi ve böylece korku ve gerilimin üzerinizde yarattığı etki artıyor diyebilirim. Sanırım yazdığı bu dedektiflik serisinin, Rizzoli & Isles diye bir TV dizisi de varmış.

Olay Afrika'da safariye çıkmış bir grubun maceraları ile Boston'da işlenen cinayetlerin soruşturması ile paralel anlatılıyor. Yani bir bölüm Afrika bir bölüm Boston anlatılıyor. Afrika'da yaşanan hikaye Boston'a göre daha önce yaşanmış olaylar. Sonunda iki yerde işlenen cinayetlerin birbiriyle bağlantısı kuruluyor, iki mekandaki karakterlerin yolları kesişiyor, cinayete kurban gitmeyenlerin tabi.

Afrika'daki safaride tek canlı kalan bir kadını tanıyarak, silik görünen bir karakterin ne kadar güçlü, dayanıklı ve cesur olabileceğini anlıyoruz. Olayların çözülmesi ise çok zor oluyor. Herşeyin arapsaçına dönmesi, katilin bulunması için dedektiflerin verdiği mücadele ve kendi aralarında yaşanan soğuk fırtınalar... Roman son sayfalara kadar esrarını koruyor, yani katili önceden tahmin etmeniz mümkün değil, bu yüzden kitabın keyfi hiç kaçmıyor. 

Diriliş adında birçok kitap var biliyorsunuz. Benim çok hoşuma gidiyor bu isim, beni ilk anda kitaba çeken biraz da bu oldu. Tolstoy'un Diriliş'i de okumak istediğim, sırada bekleyen kitaplardan... Sevgiler

29 Temmuz 2018 Pazar

Elmalı Avusturya Böreği

Sauna odası kıvamında bir hava var Antalya'da, klimalı odalarda kendimizi rahatlatmaya çalışıyoruz. Deniz suyu artık ılıklaşmaya başladı ve serinlemek için tam anlamıyla işe yaramıyor, en güzeli Köprülü Kanyon'da rafting yılın bu zamanında. Köprü Çay'ın buz gibi sularına girmek harika hissettiriyor, diriltiyor insanı, sıcakların tek çaresi şu ara. Üstelik adrenalini yüksek bir spor yapmış oluyorsunuz aynı zamanda, eğlence garanti :)

Ben bu aktiviteyi geçen hafta yaptığım için bu haftasonu evdeyim. Dün eski bir defterimi karıştırırken iyi bir tarif buldum. Hani eski yıllara ait ajandalarınızı saklarsınız, yazdığınız hemen herşey güncelliğini yitirmiştir ya işte öyle bir defter. Tarifleri nereden yazdığımı unuttum ama bu tarif o yıllardan beri yapayım diye aklımdaydı (6-7 sene kadar öncesi)

Bugün tarifi denedim ve harika oldu, üstelik yapması da çok zevkli. İki dilimi kahveyle birlikte afiyetle yedim hemen, benim gibi fazla şeker almak istemeyenler için de ideal. Yanında vanilyalı dondurma ile de sunabilirsiniz. Lafı daha fazla uzatmadan tarife geçeyim :)


3 su b. un (ben 2 su b beyaz, 1 su b tam buğday unu kullandım)
6 çorba k. tereyağı (yumuşak veya yarısını eritip kullanın)
1 adet yumurta
1 çay b. su - azar azar eklenecek
1 çay k.tuz

Harç:
2 adet küçük elma
1 çay b. kuru üzüm
1 çorba k. toz şeker
1 çorba k. limon suyu
1 tatlı k. tarçın
2 çorba k. erimiş tereyağı
1 su b. küçük doğranmış ceviz içi

Üzerine: Pudra şekeri

Un, tereyağı, tuz ve yumurtayı yoğurun. Azar azar suyu ekleyerek elinize yapışmayan bir hamur hazırlayın. Hamurunuzu 30 dk dinlendirin (Bu esnada harcı hazırlayabilirsiniz). Hamuru 2 eşit parçaya bölün ve yufka şeklinde açıp üzerine yağ sürün (ben zeytinyağı sürdüm, orjinalinde tereyağı). Diğer hamuru da aynı şekilde açarak ilk yufkanın üzerine koyun. Elmalı harcı yufkanın üzerine koyun ve rulo şeklinde sararak yağlanmış tepsiye yerleştirin. Ben mini fırın kullandım, köşegen olarak tepsiye sığdı. Üzerine yağ sürün (yine ben zeytinyağı sürdüm ama orijinali tereyağı). 170 derecede altın rengini alana kadar pişirin. (Benimkinin sadece altı altın rengi oldu, bir süre sadece üst çalıştırmama rağmen) Buram buram koku saçılıyor zaten, piştiğini anlıyorsunuz. Pudra şekeri serperek servis yapın.

Harcın hazırlanışı: Elmaların kabuklarını soyun ve küp şeklinde doğrayın. Limon suyu ve diğer malzemelerle harmanlayın.

Benim elmalarım büyüktü o yüzden harcın neredeyse yarısı arttı. Bir büyük elma da kullanabilirsiniz. Ben böreğimin yanına ayrıca harçtan koyarak servis yaptım.

Afiyet olsun :)

28 Temmuz 2018 Cumartesi

Aplikasyon * Lauren Miller kitap yorumu

Merhaba :) Annem, anneannem ve dedemin mezarını ziyarete Yalova'ya gittiği için bugünlerde evde yanlızım. İlk gün durum değişik gelse de ertesi gün alıştım. Diyetisyenim de tatile Kanada'ya gidince yeme içme özgürlüğüm de kısmen geri geldi. Kısmen diyorum çünkü bu gidişin dönüşü de var :)) Cuma günü şeker ölçümleri için kan verdim, dua ediyorum düzgün çıksın böylece ben de üzerimdeki diyet, şekersiz yeme baskısından kurtulayım. İtiraf ediyorum azalltım ama kesemedim şekeri. 


Bu kitabı Bir kitap hırsızı blogundan Nazlıhan tavsiye etmişti. Ben Bratislava'daykene herkesten kitap tavsiye etmesini isteyen bir yazı yazmıştım, O'da bunu yazmıştı yorumlara. Orada diğer kitabımı bitiremediğim için okumamıştım ama geçenlerde kitabı alıp bir çırpıda okudum. Hep aklımdaydı, bilgisayar ile haşır neşir biri olarak da kitabın bana uygun olduğunu düşündüm. 


Kitap günümüzden bir 20-30 sene sonrasında geçen bir distopya. İnsanlık kararlarını alırken Lux adlı popüler bir uygulama kullanıyor. Dolayısıyla herkesin gözü her an tablet ve telefonlarında. Ayrıca forum denilen bir ortamda (Facebook gibi) devamlı durum güncellemeleri yapıyorlar, herkes birbirini o şekilde takip ediyor. İnsanlar kendi kendine karar almayı, yüzyüze iletişim kurmayı unutmuş durumda. Düşünün bir kafede hangi kahveyi tercih etmesi gerektiğini bile uygulamaya soruyorlar ve bu çok normal birşey.

Rory yetenekli gençlerin alındığı Theden Akademisi'ne seçilir. Aynı akademide öğrenci olmuş annesi doğumda vefat eder ve akademide dönen gizemli olayları çözmesi için Rory'ye ipuçları bırakır. Aslında annesinin yöntemi de oldukça gizemli, Rory bir oyun oynar gibi esrarı adım adım günışığına çıkarır. Kitabın neredeyse her satırında başka bir düğüm çözüldüğü için oldukça akıcı ve heyecanlı. Tabi kitap da aşk da var, North her daim Rory'e yardımcı olmakta, O'nu koruyup kollamaktadır.   

Bu kitap da sıcak havalarda okunmaya uygun, hafif ve akıcı. Özellikle bilgi teknolojilerine merakı olanlara tavsiye ederim. 

Nazlıhan'ın da kitabı tanıtımını blogunda arayıp buldum, ona da göz atmak isterseniz bir tık lütfen :) Bu yazıyı okuyorsa bir süredir bloguna yazı yazmadığı için kendisini merak ettiğimi de ileteyim.

Serin ortamlarda geçen eğlenceli bir haftasonu olsun :) Sevgiler

25 Temmuz 2018 Çarşamba

Büyüdüğün zaman anlayacaksın - Virginie Grimaldi kitap yorumu

Uzun sayılabilecek bir aradan sonra herkese merhaba! Temmuz ayında Antalya'da ölümcül sıcakların olması ve bu ay ilk yazımı ay sonuna doğru yazmam tesadüf değil sanırım. Oysa ne çok yer gezdim, birkaç tane de kitap bitirdim. Anlatacak çok şey var. Temmuz ayı başında Tez İzleme Komitesi'ne girdim, tez çalışmanla ilgili sunum hazırlıyorsun ve 3 hoca 6 ay boyunca yaptıklarını değerlendiriyor. Hocalardan birinin çok sıkıştırdığını söyleyeyim, aslında ben O'nu severim, O'da beni sever ama hocalığını da yaptı nihayetinde. Ben biraz üzüldüm daha çok da dirildim, bir dahaki komiteye daha iyi hazırlanmalıyım diye. 1 yıl sonra doktoramı bitirmeyi planlıyorum, haftasonları haricinde çalışmaya devam, tatil yok. 


Bu kitabı Yaz Yağmurları bloğunun tavsiyesiyle aldım. Yazın okunması kolay olan hafif bir kitap olarak nitelendirmişti. Ben de dinlenmemi sağlayacak hafif kitaplara ihtiyaç duyuyorum bu ara. Sizi sımsıcak sarıyor, başlar başlamaz akıcılığına kapılıyorsunuz. Babasının ölümü, anneannesinin hastalığı ile dünyası başına yıkılmış bir kadının sevgilisinden destek görmemesi sonucu O'ndan da ayrılıp bir huzurevinde işe başlaması ile ilgili kitap. Sekiz aylık bir süre için işe alınıyor ve buranın psikoloğu oluyor. Çalışma süresince yaşlıların hayat derslerinden çok şey öğreniyor ve orada çok seviliyor, eğleniyor. Yaşadığı travmatik olaylardan yavaş yavaş kurtuluyor. Arada espirili cümleler var, bazıları bana saçma geldi ama bunlara takılmadım.

Kitabın sonunda yazarın küçük bir süprizi var, nasıl olur da bundan daha önce bahsetmez diyorsunuz :)) Beş yıl önce kitabın kahramanıyla benzer olaylar yaşadığım için okurken ara ara duygulandım, kitap bitince de birikim olmuş çok ağladım. 


Yukarıdaki resmi bu sabah erken burada bayağı bir yağmur yağdı, biraz da o yüzden koydum. Kitabı tavsiye ediyorum, tatildeyseniz plajda filan da rahatlıkla okuyabilirsiniz. Yaz Yağmurları'nın kitapla ilgili yorumuna da link vereceğim. Okumak isterseniz buraya tık lütfen :)

24 Haziran 2018 Pazar

Pikniğimiz

Merhabalar, öncelikle bugün vereceğiniz oyların ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum. Seçim zamanı herkeste bir gerginlik oluyor, biz de bu gergin bekleyişin havasından çıkmak için bir arkadaşımla dün akşamüstü piknik yapalım dedik. Piknik dedimse bir ormana gidip mangal yakmak tarzında değildi. Şehir içinde Falez parkta denize karşı oturup yemek yedik. Yemekleri ben hazırladım, öğlenleyin pazara gidip malzemeleri aldım ve hazırlıklara başladım. Tarif ve fotoğrafları sizinle paylaşacağım. Ancak yedikten sonra çekme fırsatım oldu, bu tip fotoğrafları sevmem ama kusura bakmayın. 


Öncelikle piknik masamızın manzarası... Denize sıfır bir restoranda daha iyisini bulamazsınız. Övünmek gibi olmasın yemekler de öyleydi :))

Yanıbaşımızda keyif  yapan dostlarımız:



Bol bol sohbet edip dinlendiğimiz bir akşamüstü oldu, biliyorsunuz açıkhavada zaman çok güzel geçiyor :)


Yemeklere gelirsek, galeta unlu kıymalı cevizli börek, patatesli kabak mücveri ve haydari vardı, bir de çikolata götürdüm. Yemeklerin hepsi son derece lezzetli oldu, tariflerine ulaşmak için üzerlerine tık. Salatalık, domates, biber, meyve, kuruyemiş ve içecekleri de arkadaşım getirdi. Pek bir eksiğimiz yoktu anlayacağınız.

Umarım seçimleri alnımızın akıyla atlatırız. Yüzümüzün güldüğü bir gün olsun...

14 Haziran 2018 Perşembe

İşi biten uydular nereye gider?

Konuyla birazcık alakanız varsa, dünya yörüngesinde bulunan işlevini tamamlamış iletişim, uzaktan algılama, GPS gibi uyduların yörüngede adeta bir metal çöplük oluşturduğunu duymuşsunuzdur. Bunlar birbiriyle çarpıştığında veya meteorların bunlara çarpması sonucu dağılabiliyor ve parçaları dünya yörüngesinde işlevini sürdüren diğer uzay araçlarına çarpma riski taşıyor. Hatta bununla ilgili enfes bir film var, mutlaka izlemenizi tavsiye ederim: Gravity (Yerçekimi).


Son yıllarda bilim adamları bu çöplüğü azaltmak için bir takım çözüm yolları üretmeye başladılar bile. Bunun tam olarak nasıl olduğunu bilmiyor ve merak ediyordum. Atlas dergisi'nin Mayıs ayı sayısında bu konuda bir makale yayınladığını görünce heyecanla okudum ve bu bilgiyi sizinle de paylaşmaya karar verdim:

Her uzay aracının bir ömrü vardır. Kimi birkaç yıl, kimi iletişim uydularının en az 10 yıl, Voyager gibi gezegenlerarası yolculuk yapan uzay aracı tam 41 yıldır çalışmaya devam ediyor. Genel olarak uydunun enerji kaynağı veya yakıtı bittiğinde görevini tamamlamış olur. Bu yakıt gerekli zamanlarda yörünge düzeltmeleri yapmak için manevralarda kullanılır. Metalik çöp sayısını kontrol altına almak yeni uzay misyonlarının çöplerle uzayda çarpışmasını engellemek için, her uzay misyonu görev tamamlandıktan sonra ölümünün nasıl olacağına dair bir planla birlikte uzaya fırlatılıyor. Elbette planı gerçekleştirmek için en sonda belli bir miktarda yakıt rezerve edilerek. 

Özellikle dünyaya yakın olan LEO (Low earth orbit) uyduları genel olarak sadece birkaç yüz km yukarımızda bulunurlar. Tam sınırları 160 km ile 2000 km arasıdır. Bu uydulara örnek olarak Uluslararası Uzay İstasyonu, casus uydular ve uzaktan algılama uydularını sayabiliriz. Bunlar, Dünya'ya çok yakın olduklarından, yaşam süreleri bitince kontrollü olarak Dünya'ya geri düşürülürler. Tabii düşürüldükleri yer herhangi bir yer değil. Büyük Okyanus'un ortasında, karaya 2400 km uzaklıklıktaki, resmi adıyla, Uydu Mezarlığı'na düşürülürler. 

Dünya merkezinden 35 bin 786 km yukarıda, dünya ile eş zamanlı dönen, iletişim ve meteoroloji gibi uyduların konumlandığı bir yörünge daha vardır. Bu yörüngede bulunan uydular, görev süreleri bitince çok uzak olduklarından Dünya'ya düşürülmez, onun yerine yaklaşık 300 km daha yukarıdaki Mezarlık Yörünge'ye çıkarılır. 2002'den bu yana, ABD'nin aldığı kararla, herhangi bir uydunun iletişim lisansı alabilmesi için uydunun görevi sonunda mezarlık yörüngesine çıkarılma planının hazır olması gerekiyor.

Kaynak: Atlas Dergisi - Mayıs 2018

4 Haziran 2018 Pazartesi

Kitaplar Kalbimden Vurur

Bu mimi pek çok blog arkadaşım yaptı sanıyorum. Mim kısa ancak söyle bir göz attığımda sorulara ne cevap vereceğimi bilemesemde eğlenceli olur düşüncesiyle yapmaya koyuluyorum :) Hemen her blogun kullandığı görseli kullanacağım, çünkü çok beğendim, sakıncası yoktur diye düşünüyorum. 


- Okumayı size sevdiren ne oldu?

Tam olarak bilmiyorum. Kendimi bildim bileli iyi bir okuyucuyum. Babamın saatlerce gazete okumasını örnek alıp sevmiş olabilirim. Üniversite yıllarında az okudum, genelde derslerle ve arkadaşlarımla meşguldüm, sonrasında ablamın teşvikiyle okumayı arttırdım. Hayatımın vazgeçilmez bir parçası haline geldi.

- Hiç bir kitabı, sayfalarını çevirerek biriyle okudunuz mu?

Böyle birşey hiç hatırlamıyorum. Küçükken annem ve babam beni kucaklarına oturtup kitap okumadılar sanırım, bunu sorayım anneme :) Büyüyünce de buna benzer birşeyi bir kere kuzenimle yaptık. Yaylada bir evimiz vardı. Bizi ziyarete gelen kuzenimle yatağıma uzanıp yan yana kitap okuduk ama farklı kitaplar. Hatta bu halimizin bir fotoğrafı bile var, komik bir fotoğraf :)

- Yolculuğa giderken yanınıza kaç kitap alırsınız?

Bu konuda abartı bir rakam yazamayacağım, sadece bir. Ancak aldığım kitabı çok dikkatli seçerim, uzun bir yolculuksa da kalın olur.

- Asla okumam dediğiniz kategori nedir?

Asla asla demem genelde, istisnalar olabilir ama okumayı sevmediğim kategori, siyaset içerikli kitaplar. Bir de filmlerini olduğu gibi savaş konulu kitapları da sevmiyorum. 

- Kitapları renklerine göre mi alfabeye göre mi sıralarsınız?

Kitaplığımda konu ve yazarlara göre sıralama yaparım. Şu ara evin üst katında düzenlediğim sabit bir kütüphane, alt katında ise canımın istediği kitapları alıp okuma sırasına göre rastgele dizdiğim darmadağın başka bir kütüphane var.

- Okurken size eşlik edecek bir hayvan ister miydiniz?

Evet kucağımda yada vücudunu bana dayayıp yatan bir kedi veya bir köpeğim olsun isterdim. Bir yandan onu severdim ne güzel :)

- Bookstagram olarak kendi stilinizi oluşturduğunuzu düşünüyor musunuz?

İnstagram'da çektiğim fotoğrafları genellikle kitap alıntıları veya güzel sözlerle birlikte yayınlıyorum. Bir tarzım olsun diye uğraşmadım ama sanırım bana has bir hesap oldu. Kitap tanıtımlarını bloguma saklıyorum. Arasıra da özel fotoğraflarımı paylaşıyorum. Bakmak veya takibe almak isterseniz  hesap adım Kıyı Ova (kiyiova)

Çok keyifli oldu bu mimi cevaplamak benim için, beklediğimden daha çok eğlendim. Yapmayan her arkadaşı mimliyorum. Sevgiyle kalın :)