12 Haziran 2020 Cuma

Saftirik, Ah Kalbim!- Jeff Kinney kitap yorumu

Çizgi romana benzeyen bir kitap yorumuyla geldim. Saftirik, serisi olan bir kitap. Sayfaları çizgili deftere benziyor, günlük şeklinde el yazısıyla yazılmış. Ayrıca her sayfada anlatımla ilgili çizim var. Çok hoş, özellikle ortaokul düzeyindeki çocuklar için. Çünkü kitabın kahramanı Greg o yaşlarda bir çocuk ve genellikle okul maceraları anlatılıyor. Kalın kapaklı eğlendirici bir kitap, ben Carrefour'dan aldım. Çok sevdim, kafanızı dağıtmak istiyorsanız ve özellikle yurtdışında bir çocuğun okul ve ev hayatı nasılmış diye merak ediyorsanız siz de bir şans verin derim.


Yazım kısa olacak, bir arkadaşımla buluşmaya yetişmem gerekiyor. Dişimin durumunu merak edenler için, iki farklı antibiyotik ve günde iki kere ağrı kesici kullanıyorum, dişçimi değiştirdim ve pazartesi günü dişim çekilecek. Herkese enfes bir haftasonu diliyorum.

7 Haziran 2020 Pazar

Diş sorunsalı

Merhabalar, bu ara gündemimde dişimin ağrısıyla dişçiye gitmem ve sonrasında daha çok ağrı çekmem var...

Dişim çürümüş ama bütün çenem ağrıyordu, acaba geceleri dişlerimi mi sıkıyorum stresten diye düşünmeye başladım ama ağrı bir süre sonra tek bir noktaya yöneldi. Böylece dişimin çürüdüğünü anladım ve iyi bir dişçi soruşturmaya başladım. Ortodontist bir arkadaşım var, muayenehanesi onunla kapı komşusu olan bir dişçiyi tavsiye etti ama gitmez olaydım...

Dişime kanal tedavisi gerekiyormuş, dişçi içini temizleyip ilaçlı tampon koydu ama sanırım siniri tahriş etmiş üç gündür ağrıdan duramıyorum, yatarken ağrı kesici alıyorum... Dişçiye cuma günü gittim, ağrı kesici alınca cumartesi günü dişimin ağrısı tekrar 14.45 gibi arttı. Hemen dişçiyi aradım ama ulaşamadım cumartesi saat 15'e kadar çalışıyormuş, telefon açılmadı. Yani bugün de öğleden sonra ağrısı artan dişimin sinirini hissediyorum. Yarın sabah arayıp gideceğim ama ne çektiğimi anlatabilmem çok zor, Allah kimseye vermesin...

Şimdi biraz kitap alıntısı yazayım da, konu dağılsın azıcık. Aslında yazılacak olaylar var ama şu an ağrıdan tam toparlayamıyorum. Benim için dua edin bu ağrı yarın son bulsun, en kısa sürede dişim iyileşsin 🙏


Tuğçe Işınsu'nun El Vedud adlı kitabından bir alıntı:

Yaşarken bunları unutma...

Dünyanı oluşturan senin inanç şeklindir.
Bilinçli zihin, zihnin %10'uyken, bilinç altı %90'lık bilgiye sahip. Orayı keşfet...
Her şey bilinçaltında kayıtlı.
Yoğunlaş ve talep et, cevap gelecek...
Her kaldırdığın engel, seni ilahi giriş kapısına yaklaştıracak.
Bilinçaltı gözle görünen ve imgeleme arasında fark görmez. Gerçek sandığını yürürlülüğe koyar.
Affetmek özgürleşmektir. O'na gidip söylemek değildir, enerjini bu olumsuzdan çekmendir.
Arzu ettiğinden çok, onayladıkların yaşamına çekilir.
Düşünce sistemi değişmeden, dönüşüm tam olarak gerçekleşmez.
Tüm olanlar seninle ilgili.
Her olmuşun sorumluluğunu al ki gücün artsın.
Enerji kanalını aç.
Bir değişim, bir diğer değişimi kamçılar.
Kendi kendinin terapisti de olursun, şifacısı da...
Yeni birşey görmek değil, yeni enerjin ile bakabilmen gerek en başta...
Sonucu net belirle. Hedefi kesin koy. Farkında ol ve eyleme geç.
Ağzından ve enerjinden çıkan her olumsuzu artık iptal et.
Her yere, her şeye görünmeyen enerji bağlarıyla zaten bağlısın, istediğin yere ve kişilere ulaşabilirsin.
Öfke sandığın şeyin altında "korku" gerçeği yatıyor.
Aklın inandığı herşey gerçekleşebilir.
Bil, inan, kabul et, şükret. Tekrar et.
Başarmak istiyorsan, kendini şimdiden başarmış olarak gör.
Mucizen, sen enerjini korkularının üzerinden tamamen çektiğin gün başlar...

3 Haziran 2020 Çarşamba

ETME

Uzunca bir süre önce Mevlana ve Şems'i anlatan Aşkname adlı bir kitap okumuştum. O kitabı o kadar sevdim ki, not defterlerim bu kitaptan alıntılarla doldu taştı. O zamanlar blog yazmaya henüz başlamamıştım, o alıntıları biraz biraz bloga aktarayım diyorum. Bunlardan biri Mevlana'nın Şems'e yazdığı Etme şiiri. 


Şiirin kısaca hikayesi şöyle; Mevlana ve Şems karşılaştıkları anda birbirlerine karşı samimiyet ve dostluk hissederler ve Konya'da birbirleriyle uzun sohbetler edip birlikte ibadet etmeye başlarlar. Halk, Mevlana'nın ilgisine alışkın olduğu için Şems'le olan samimiyetini kıskanıp dedikodu yapmaya başlar. Şems incinir ve Mevlana'nın yalvarmalarına rağmen Şam'a gider.

Bu durum Mevlana'yı perişan eder, oğluyla Şems'e bir mektup gönderir ve geri dönmesini ister. Şems daveti kabul eder ve Konya'ya geri döner ancak bir süre sonra dedikodular tekrar ortaya çıkmaya başlar ve kindar bir grubun Şems'i ortadan kaldırmak istedikleri duyulur. Böylelikle Şems Konya'dan aniden ayrılıp ortadan kaybolur. Mevlana Şems'e birçok şiir yazar, bunlardan biri de "Etme" şiiridir.

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme

Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme

Çalma bizi bizden gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme

Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme

Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme

Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme

İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme

Mevlana Celaleddin Rumi

19 Mayıs 2020 Salı

Beş Soru Mimi

Bir Yıldızın Hikayesi blogunda bir mim gördüm, ben de cevaplandırayım dedim. Kendisi çok güzel cevaplar vermiş, bakalım ben de aynı güzellikte yapabilecek miyim... Bu mimi ilk olarak Sanatlı Pencerem blogu başlatmış, bu bilgiyi de aynı blogdan edindim, kendisine de emeğinden dolayı teşekkür ederek sorulara geçelim...


1. Koleksiyon yapıyor musun cevabın evet ise ne topluyorsun?

Ortaokul- lise çağlarında pul ve peçete koleksiyonum vardı. Öyle bir hırs da vardı ki az bir harçlıkla yabancı ülkelerin damgasız pullarını satın alırdım, sanırım kırtasiyeler satıyordu. Bir de değişik bir peçete görünce paket olarak alıp fazla fazla koleksiyonuma koyardım. Sonra onları başkalarıyla değişirdim. Gelen kartpostalları da hep saklardım. Şimdi sanırım kase koleksiyonum var 😀. Evde ve iş yerinde kase bolluğu var, hala da alıyorum. Bir de bardak aynı şekilde... Kırıldığı için takımlar bozuluyor yeni alıyorum ama eskileri de atmaya kıyamıyorum. 

2. İlkokul öğretmenlerinden adını unutmadığın biri var mı?

Bizim zamanımızda ilkokulda bir tane sınıf öğretmeni vardı, adını unutmam mümkün değil. Beni de Facebook'ta ekleyince haberleşir olduk. Birinci sınıfı da başka bir ilde okumuştum, oradaki öğretmenimin adını da hatırlıyorum.

3. Bahar mevsiminin bitmesine az kaldı. Bu bahar mevsiminin öncekilerden farkı ne oldu?

En büyük farkı doğa yürüyüşlerine katılamamam oldu. El değmemiş doğada sıkıntı, stres atamadım. Doğa ananın kucağına kendimi bırakamadım. Arkadaşlarımla buluşup dışarıda yeme-içme aktivitelerim, birbirimizde buluşup yemek davetleri vermelerimiz tamamen durdu. Şu anda denize girilebilir sıcaklık var, onu da yapamıyorum.

Üniversiteye gidemedim ama bu bana çok zaman kazandırdı. Yolda neredeyse dört saat kaybediyordum, bu zaman benim oldu. Paramı dışarıda harcayamayınca bana kaldı, banka hesabım yüzümü güldürdü. En çok yemek, pasta, hamur işi yaptığım dönem oldu.

4. Yaz mimini başlatacak olsan adını ne koyardın?

Yeni Hayat, Yeni Yaz

5. Pencerenizden dışarı baktığınızda nasıl bir manzara karşınıza çıkıyor?

Çift şeritli işlek bir caddenin kenarında bir park, orta refüjde, bol yapraklı büyük ağaçlar. Parkın arkasında binalar.

Sorulardan hoşlananları ve yapmak isteyenleri mime davet ediyorum :)

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun! 

***

15 Mayıs 2020 Cuma

Bugünlerde ben...

Merhaba, az önce bir çay saati molası verdik. Ben artık kahve içemeyince günde 2-3 kupa çay içiyorum. Çayı da sütlü içiyorum. Sabahları uykumun açılması çok zor oluyor. Ben sabahları kahveyle işimin başına geçen, o şekilde motive olabilen biriydim, yeni duruma hala alışamadım. 


Korona günlerinde normalde sabah saatlerinde pazara gidiyorum, daha tenha oluyor. Semt pazarı da önce haftada üçe çıkarıldı, şimdi ikiye düştü. Tenha olsun diye böyle düzenlendi ama keşke üçte kalsaydı... Sabah, tezimle ilgili bir çalışmayı arkadaşımla yapacağımız için ön görüşme yaptık. Kullanacağımız programla ilgili detaylar gösterdi, işimiz biraz uzayınca pazar işi öğleden sonraya kaldı. 

Pazar ortamı kalabalık, zaten beni huzursuz ediyor. Bir de maskesini çenesine indirip bağıranlar yok mu... çok kızıyorum, moralim bozuluyor. Bir fiyat soruyorum, satıcı üstüme üstüme geliyor. "Biraz geri çekilin" diyorum, "Korkmayın bu kadar" diyor. Çevreme bakıyorum herkes rahat, ben devamlı sosyal mesafeyi ayarlamak için boş yer ararken insanlar birbirinin ağzının dibinde konuşmaktan çekinmiyor, hayret ediyorum. Onlar da bana hayret ediyorlar...

Marketlerde de aynı şey, insanlardan devamlı kaçıyorum, kasiyere uzak duruyorum. Davranışlarım şüpheli karşılanıyor, tedirginliğim dikkat çekiyor. Benim dışımda herkes, hiçbirşeyden haberleri yokmuş gibi "Aaa ne koronası???" modunda...

Korona günleri tam çalışmalık olsa da, ilk günlerinde yaşadığım moral bozukluğu sebebiyle uzun süre bilgisayarımın başına geçemedim. Kitap okudum ama son üç haftadır çalışabiliyorum diyebilirim. Bu dönem tezimi bitirmeyi hedefliyorum, hala hedefleyebiliyorum çünkü tez teslimi süresi uzatılmış neyseki... Çalışmalarım bitmek üzere, daha önce de öyle yazmıştım burada ama hocam bazı konuları biraz geliştirmemi istedi o yüzden işim uzadı. Eğer yazım aşamasını da tamamlayabilirsem, mezun oluyorum. Yine de hayırlısı diyelim, evdeki hesap çarşıya uymaz bazen. Son söz danışman hocamın...

Haftasonunuz güzel geçsin, sevgiler...

11 Mayıs 2020 Pazartesi

Anneler Günü

Herkese merhaba, öncelikle hafta boyu hepimizin işlerinin yolunda gitmesini dileyerek yazıma başlıyayım. Benim yapmam gereken iki çalışma var ve bu işlerde biraz tıkanıklık var inşallah bu hafta halledeceğim, herşeyin rayına oturmasını diliyorum...

Bu sene anneler gününde anneme bol bol hediye aldım ve güzel bir sofra kurdum. Paramı dışarıda harcayamayınca bu durum anneme yaradı resmen :) Artık daha çok markete ben gittiğimden evin ihtiyaçlarını da karşılıyorum. Dün çok mutlu oldu, O'nu gerçekten mest olmuş görünce ben de çok mutlu oldum...


Hediyelerimden biri bu mini orkideydi. Evden uzak bir Migros'ta benek benek çok sıradışı olanını görmüştüm ama o an çok kalabalıktı, içeri girmemle çıkmam bir oldu, alamadım, ertesi günü gittiğimde satılmıştı. Böylece bunu almak nasip oldu, çok sık rastlanan desenli bir orkide ama kısmetimiz buymuş... Anneme almak istediğim hediyeyi birkaç gün önceden düşünmeye başladım ve o günlerde evde çorba vardı. Tabağıma koymak isterken doğru dürüst bir kepçe bulamadım, diğer bir hediyem de kaliteli bir kepçe oldu. Bir de annem Bim'de çukur bir tava beğendiğini söyleyince onu da hediye ettim. 

Cumartesi günü bizim mahallede uzun bir yürüyüş yaptım. İki aydır sokakta bu kadar çok kalmamıştım, baktım biz kendimizi evde kalmaya zorlayıp, sıkarken insanlar keyifli zaman geçiriyor. Evinin bahçesinde mangal yapanlar, az da olsa mahalle parklarında piknik yapanlar... Güzel havanın sarhoşluğunda sohbetler, kahkahalar... Kısıtlamayı takmayan bisikletli çocuklar... Evlerin bahçelerindeki coşmuş çiçeklerin etrafından yürürken cennete gibi hissettim kendimi. Her ara sokağa girip yolumu uzattım, çok nadir bulunan çiçekler keşfettim. Eve dönerken de kasaba uğrayıp ertesi gün için mangallık et almaktan geri kalmadım.

Pazar günü annem yiyecekleri fırında pişirirken güzel bir etimekli pasta yaptım. Hafif olduğu için annemin en çok hoşuna giden pasta... Hediyelerini verdikten sonra terasta başbaşa yaptıklarımızın keyfini çıkardık, ardından çaylar ve kahve, şezloglara uzanıp kitap okuduk. Çok güzel bir gündü, annem çok keyiflendi. Sizin anneler gününüz nasıl geçti? Canımızın içi tüm annelerin Anneler Gününü kutluyorum ❤

5 Mayıs 2020 Salı

Mutlu Prens - Oscar Wilde kitap yorumu

Merhaba, bugün sabah erken annemle bankaya gittik. O kadar güzel bir hava var ki! Sabaha karşı yağmur yağmış ve sonrasında hava tertemiz, pırıl pırıl güneş açmış bize gülümsüyordu adeta. Güneşin altı oldukça sıcak. Bankadan sonra Carrefour'a uğrayıp ihtiyaçlarımıza göz gezdirirken bu kitap gözüme ilişti. Bende Oscar Wilde'ın bir öyküler kitabı daha var ve Mutlu Prens öyküsü onda da varmış, okuyunca hatırladım ama diğer öyküler farklıydı. Bu arada evde kapı pencere açık, hafif serin bir hava, tam iç açıcı kitap okuma havası var.


Kitapta beş hikaye var: 
- Mutlu Prens
- Bülbül ile Gül
- Bencil Dev
- Vefalı Dost
- Olağanüstü Roket

Öykülerin hepsi birbirinden güzel ve ibret verici. Çocuklar için büyük puntoyla yazılmış. Bazı alıntıları aktarmak istiyorum:

"Aşk ne kadar saçma birşey. Mantığın yarısı kadar bile işe yarar değil çünkü hiçbir şeyi kanıtlamıyor. Hep gerçekleşmeyen şeylerden bahsediyor ve insanların gerçek olmayan şeylere inanmalarını sağlıyor. Aslında oldukça işe yaramaz, günümüzdeyse işe yarar olmak en önemli şey."

"Aşk da kendi çapında hoş bir duygudur ama dostluk daha değerlidir. Aslında dünyada vefalı bir dostluktan daha asil ve daha ender rastlanan bir şey olduğunu sanmıyorum." 

"Aslında ben her zaman ağır işlerin, yapacak başka bir şeyi olmayan kişilerin sığınağı olduğu kanısındayım."