20 Nisan 2018 Cuma

Kaleiçi Turu - Bölüm 1

Kafamın dolu olduğu bir cuma akşamından merhabalar... Kafamın neden şiştiğini söyleyeyim; tez çalışmam için uydu görüntüsü alacağız ve araştırma amaçlı olduğu için ücretsiz talep edebileceğimiz kurumun (Alman Uzay Ajansı) bir formunu doldurmak gerekiyor. Radar görüntüleri çok değişik olduğundan formu doldururken istenilen bilgileri bulmak için yaptığım araştırma dolayısıyla kafam şişti. Neyse sizin de kafanızı karıştırmadan (ki eminim herkesin çalışmaktan yorulduğu bir hafta olmuştur) iki hafta önce ücretsiz katıldığım Kaleiçi tanıtım turundan bahsedeyim. 

Tur şirketi yeni olduğu için bu geziyi tanıtım amaçlı düzenlemiş. Haftada en az bir-iki akşamımızı geçirdiğimiz Kaleiçi'ni bize gündüz gezdirerek tarihini anlattılar. Anlattılar ama öğretememişler, ben yazımı yazmak için internetten yeniden araştırma yaptım. Biraz gezme, biraz tarih, bu  yazı dizim ortaya karışık olsun, ilk bölümde de geziye bir giriş yapayım.

Antalya Kaleiçi, tarihi eski konakların olduğu eski bir mahalle, yani Antalya'nın tarih kokan yüzü... 

Tur ofisi de Kaleiçi'nde, toplandıktan sonra ilk önce önce Suna İnan Kıraç Müzesi'ne yürüdük (Akdeniz Medeniyetleri Müzesi). Bu müzenin kütüphanesinden zaman zaman yararlanırım; bilimsel makalelerim ve ayrıca bazen bloga yazdığım yazılar için bilgi edinme amaçlı. Ancak burada daha önce gitmediğim bir binada gezdik. Buraya çok gelip bu kısmı gezmediğim için bende çok merak uyandırdı, eskiden kilise olarak kullanılan bir yermiş.

Alt kapının üzerindeki kabartma
İlk katta eski seramikleri gördükten sonra üst katta, eski zanaatçıların mini heykelleriyle karşılaştık ayrıca bu satıcıların bağıran ses kayıtları da bize eşlik etti. 
Berber
Bakırcı
Ve hala Bakırcılar Çarşısı var Antalya'da...

Kestaneci
Tenekeci
Yemekçi
Bu katta ayrıca eski Türk evi olarak döşenmiş odalar ve yüresel kıyafetlerle mankenler vardı. Bu tarz yerler hemen her yerde olduğu için sadece Kına Gecesi'nin canlandırıldığı odayı çektim.



Devamı gelecek...

8 Nisan 2018 Pazar

Uçansu Şelaleleri Yürüyüşüm

Antalya'nın Düden ve Kurşunlu Şelaleler'ini duymuş olabilirsiniz ama Uçansu Şelaleleri'ni duymuş olduğunuzu sanmıyorum. Bunlar Serik ilçesinde gizli saklı yerlerdedir, benim bile neredeyse yeni haberim oldu. Ulaşılması uzun mesafeler yürümek gerektirir, herhangi bir araçla ulaşamazsınız.

Birkaç hafta önce, güneşli ve sıcak bir pazar günü buraya yürüyüşe gittim. Uzun bir süre sonra ilk defa bu kadar uzun yürüyüş yaptım, yorucu ama çok zevkliydi. Yürüyüş rotamızın başlarında su kaynaklarıyla karşılaşmaya başladık, daha sonra uçsuz bucaksız bir orman manzarasının yeşiliyle gözlerimizi ve kafamızı dinlendirdik.



Bu manzaradan ayrılmak hiç istemedik, orman bizi dört bir yanımızdan sardı, kucakladı sanki... 


Bizim yürüdüğümüz patika tarihi St Paul yoluydu. Bu patikada sonraki durak, Kral Havuzu'ydu.


Uçansu Şelaleleri Uçan1 ve 2 şeklinde adlandırılmışlar. Yürüyüş rotasında önce Uçan1 sonra da 2 bulunuyor. Uçan2'ye dökülen su, Kral Havuzu'ndan geliyor. Benim buraya 2. gelişimdi ve geçen sefer geldiğimde gruptan bazı arkadaşlar bu havuzda yüzdü. Biz de melül melül baktık, içimiz gitti tertemiz suda yüzemeyince. Buraya baharın ilk günleri yüründüğü için benim açımdan suya girmek için erken bir zaman oluyor. Gördüğünüz gibi havuzun çevresi kayalık ve bunlar oldukça kaygan, yani havuza atlayıp girmek gerekiyor. Maceraperestler için bulunmaz değerde :)


Uçansu1'e geldiğimizde aynı zamanda öğle yemeği molamızı da verdik. Kışın kumanya hazırlamak kolay da, yaza doğru sıcakta bozulur mu kaygısından yanınıza ne alacağınızı şaşırıyorsunuz. Grup halinde oturup herkes birbirininkinden yiyor, o gün dikkat ettiğim tek şey doğal beslenmek oluyor.




Burada ruhumuzu karnımızı doyurup iyice dinlendikten ve hafta içi yaşadığımız kaygıları, ayağımızı soktuğumuz serin sulara bıraktıktan sonra Uçansu2'ye devam ediyoruz.

İnternette araştırmalarım sonucu şelalelerin döküldükleri yüzeyin kireç taşından oluştuğunu öğreniyorum. Bu sebepte yüzeyde kopmalar yaşanmış ve çeşitli sarkıtlar oluşmuş. Bu yapı, suyu azalmış Uçansu2'de daha belirgin ve yukarı kısımda sadece bu ilginç oluşumu fotoğraflıyorum.


Aşağısı ise binlerce balığın ve kurbağanın doldurduğu yeşil, tertemiz bir göl. Gözlerimi kapatıp kurbağaların senfonisini dinliyorum, sonra suyun içindeki balıklar  objektifime yansıyacak mı acaba merakıyla gölü fotoğraflamaya koyuluyorum.


Buradan patikaya ulaşmak için indiğimiz sarp kayaları geri tırmanıyoruz. Bu bana bir süre diz ağrısına mal oluyor. Geri dönüş yoluna geçiyoruz, bir dahaki su kaynağına geldiğimizde ise geçti bile, hayran hayran son fotoğrafları çekip kaynağın sularında elimizi yüzümüzü yıkıyoruz.


Mola verdiğimiz bu yerde arkadaşımın ikram ettiği bir parça fıstıklı çikolatayı yürüyüşü bitirme ödülü olarak kabul ediyorum, o anda aldığım tat paha biçilemez. Az bir mesafe daha yürüdükten sonra araçlarımıza ulaşıyoruz.

İşte böyle güzel bir pazar günü geçirmiştim ve bu pazar evde oturduğum için pişmanlık hissettim yazarken :))

5 Nisan 2018 Perşembe

Blog yazarlarını tanıma mimi

Merhaba, bu mimi Farklı Diyarlar blogunda görüp yapmaya karar verdim, yapmayan herkesi mimlemiş. Bayağı zaman öncesinden bu mim bloglarda dolaşıyor, ben de finali yapacağım herhalde :) 

1 Nerelisin?
Tokatlı'yım, babam oralı. Ben  hiç Tokat'ta yaşamadım, Bursa'da doğdum. En uzun süre Antalya'da yaşadım. 'Sen nereli hissediyorsun kendini?' derseniz 8 sene yaşadığım İstanbullu hissediyorum.

2 Burcunuz?
Kova, Uzay Bilimleri'nde okuyup burçlara inanan yoktur, ben de onlardan biriyim. Yakın tarihlerde doğanları benzer karakterlerli yapanın bebeklerin anne karnında aynı mevsimleri geçirmesi olduğuna inanıyorum. Biliyorsunuz ısı değişimleri farklı hormonların salgılanmasını arttırıp azaltıyor.

3 Bloglarda en çok ilgini çeken nedir?
En çok kitap yorumu yapan bloglar ilgimi çekiyor, günlük hayattan bahseden yazıları da okuyorum. Yazılarıma yapılan yorumlar çok ilgimi çekiyor, şimdiye kadar hep beni moral olarak yükselten yorumlar geldi. Zamanım oldukça okuyup yanıtlamayı çok seviyorum.

4 En sevdiğin mevsim?
Baharlar; ilkbahar ve sonbahar. Havanın ılık olduğu zamanlar. Sonra da kış, artık biraz da bahar gibi geçtiği için, bir de karı çok seviyorum, sıcağı hiç sevmiyorum.

5 Yabancı dil biliyor musun?
İngilizcem çok iyi. Anadolu Lisesi'nde ilkokulu bitirir bitirmez 1 sene hazırlık okuduğum için. Biraz da Almanca biliyorum, çok az da Slovakça.

6 Boş zamanlarını nasıl değerlendiriyorsun?
Genelde kitap okuyorum, pazar günleri geziyorum veya yürüyüş yapıyorum. Bazı haftaiçi akşamlar arkadaşlarımla buluşuyorum birşeyler içiyor veya yürüyüş yapıyoruz. Bunların dışında sosyal medyadayım; instagram, facebook, blogger.

7 En son hangi kitabı okudun?
Gogol'ün Bir delinin hatıra defteri'ni okudum. Antalya kitap topluluğu ile de tartıştık kitabı, burada da yorumumu paylaştım. Ondan önce başlayıp hala okuduğum kitap ise Balzac'ın Vadideki Zambak'ı.

8 Hayatında pişman olduğun birşey var mı?
Uzun süre bir ilişki yaşamadığım bir dönemde, bir arkadaşımın bana yakınlaşmaya çalışması ile O'na aşık olmam ve o esnada babamın kanser olduğunu öğrenmemiz ve o zorlu süreçte bu arkadaşıma sığınmaya çalışmam. Ben ilgi gösterince kaçan karaktersizce bir davranış göstermesine rağmen üstüne gitmem, o kötü günlerimde bir de O'nun beni ezmesiyle baş etmeye çalışmama sebep oldu. Gerçekten hiçbirşeye değmeyen bir insanmış, keşke hemen uzaklaşsaymışım.

9 Tuttuğun takım var mı?
Çocukken Fenerbahçe'yi tutardım, şimdi Beşiktaş yakın geliyor. Ama en sevdiğim uluslararası maçları izlemek ve milli takımı tutmak.

10 Çantandan eksik etmediğin şeylerden bazılarını yazabilir misin?
Anahtarlarım, cüzdanım, kulaklıklarım, selpak; bunlar herkesin çantasının vazgeçilmezleridir aslında. Bu ara diyette olduğum için ara öğün atıştırmalıklarım ayrıca ruj var bir süredir. Havaların ısınmaya başlamasıyla su ve bazen kitabım.

11 En sevdiğin içecek?
Kahve, çay ve bazı akşamlar bir kadeh kaliteli şarap iyi gidiyor :)

12 Son olarak blogundan para kazandın mı?
Hayır. Adsense reklamları eklemeyi düşündüm ama sonra kazanacağım paranın yazıların arasında reklamların çıkmasına değmeyecek bir meblağ olduğunu düşündüm. 

Blogdaki yazarların ve özellikle takipçilerimin bende özel bir yeri var. Buradaki sıcak ortamı başka hiçbir sosyal medyada bulamadığımı ve blog ortamını çok sevdiğimi belirterek bitireyim mimi :) Severek cevap verdiğim bir mim oldu, biraz da içimi döktüm. Yapmayan herkesi davet ediyorum.

Sevgiler 

31 Mart 2018 Cumartesi

BLOGUMUN 3. YAŞ ÇEKİLİŞİ

Selam sevgili dostlarım, 22 Ocak'ta blogum 3 yaşına girdi! Gün itibariyle geride kaldı ama 3 yaşındayız :)  Artık vaktidir, çekilişle birlikte duyurma zamanı geldi. 2015'te başladığım günden bu yana 200 yazı yazmışım.

Okumak isterseniz, şimdiye kadar en çok tıklanan üç yazım:


*        *        *

Çekilişimin diğer sahibi Kitaplarım Olmadan Asla bloğu yazarı Emine hanım (http://kitaplarimolmadanasla.blogspot.com.tr). Kendisine katkısından ve çekilişi zenginleştirdiğinden dolayı teşekkür ediyorum.

Hediyelerimiz Michael Ende'nin Bitmeyecek Öykü kitabı ve Emine Hanım'ın el yapımı kitap ayıracı. 



Kitabı Ezgi Mola'nın söyleşisine gittiğimde O tavsiye etmişti. 

Katılmak için YENİ YAZI ve KİTAPLARIM OLMADAN ASLA bloglarını takip etmek ve bu yazının altına yoruma katıldım yazıp email adresinizi bırakmanız yeterli. Bir çekiliş hakkına daha sahip olmak istiyorsanız, çekiliş duyurusunu blogunuzda paylaşıp linkini yorumlara bırakın lütfen. 

Çekiliş 22 Nisan'da sona erecek. Sonucu ise 23 Nisan'da açıklamayı planlıyorum. Herkese bol şans!

28 Mart 2018 Çarşamba

Kitap Yorumu: Bir delinin hatıra defteri - Burun - Palto / Nikolay Vasilyeviç Gogol

Merhabalar! :) Bahar geldi ben kıpır kıpırım hareket isteğim arttı, işe gelmeden önce yürüyüş yapıp, dışarıda simit- çay yaptım, işyerine de taze sıkılmış elma suyu getirdim bugün iyi geldi, Antalya'da taze meyve sıkan dükkanlar bayağı yaygın çarşıda ;)

Antalya Kitap Topluluğu ile bu haftasonu tartışacağımız kitap; Bir delinin hatıra defteri. Bu metin çok kısa olduğu için kitaba Gogol'ün Burun ve Palto öykülerini de eklemişler. Ben hızımı alamayıp onları da okudum. Bu kitabı gruba öneren bendim. Yıllar önce İstanbul'da tiyatrosunu izlemiştim, Genco Erkal oynuyordu yanlış hatırlamıyorsam. Çok beğenmiştim ama canlandırdığı deli çok hızlı konuşuyordu, sözlerini tam takip edemedim. O yüzden kitabını okuyayım diye aklımdan geçirmiştim, taa yıllar sonrasına nasipmiş. 


Metin benim hatırladığım gibi değilmiş, benim aklımda politik bir oyun diye kalmış. O yüzden biraz hayal kırıklığına uğradım. Ben adam politik entrikalar yüzünden deliriyordu diye hatırlıyordum, bambaşka birşeymiş. Bahsettim ya uzun yıllar oldu izleyeli tamamen başka bir senaryo kalmış aklımda, kimbilir belki başka bir yerden...

Bir delinin hatıra defteri'nde işine gidip gelen, bu arada patronunun kızına aşık bir adam var. Kıza açılamıyor ve hayalinde kızın köpeğiyle arkadaşlık kuruyor, onunla konuşuyor. Güya köpeklerin birbirine yazdığı mektupları kaçırıyor ve buradan sevdiği ile ilgili bilgi toplamaya başlıyor. Bir süre sonra durumu ağırlaşıyor ve kendini İspanya kralı zannetmeye başlıyor. Sonrasında, muhtemelen bir akıl hastanesinde, gördüğü kötü muammeleyi ve aklının daha da kötüye gittiğini okuyoruz.   

Ben Gogol ilk defa okudum, itiraf etmeliyim ki hayal gücünün genişliği beni şaşırttı, diğer iki öyküsünde doğaüstü olaylar çerçevesinde de yazmaktan çekinmiyor, klasik yapıtların ağır tasvir geleneğini kırmış.

Burun'da bir sabah uyandığında burnunu yerinde bulamayan ve onu aramaya başlayan bir adamı okuyoruz. Hatta gazeteye ilan vermeye bile gidiyor. Burnu ise kendi bağımsız hayatını yaşamaya başlamış bile, ayrı bir birey gibi...

Palto hikayesi, insanın içini acıtıyor. Yıllarca, eski püskü olana kadar aynı paltoyu giymiş bir adam, iş yerindeki arkadaşlarının alayları sonucunda paltosunu onarması için terziyi ikna edemeyince, kendine yeni bir palto diktirmeye karar veriyor. Ancak bunun için alım gücü yok böylece aylarca para biriktirip bir yandan da terzisiyle paltonun modelini tartışıyor, kumaşını alıyor. Paltoyu diktirebilmek için uzun bir süre için harcamalarını azaltıyor ve bol bol hayal kuruyor. Sonrasını siz okuyun. Aslına bakarsanız kitabın en çok içe dokunan öyküsü bence. Sevgiler

23 Mart 2018 Cuma

Albert Camus - Yabancı kitap yorumu

Albert Camus okumayı çoktandır istiyordum. Hatta Facebook'ta yazar olarak Camus'ye beğeni yapan arkadaşlarıma özenip "Vay be ne felsefik yazılara kafa yoruyor" diye gıpta ediyordum. Camus'nün felsefesi Sarte'ye benziyor, kitabın önsözünden alıntılayıp biraz fikir vereceğim. Yine kolay anlaşılır bir kitapla karşı karşıyayız. Bulantı'dakine benzer bir erkek kahramanımız var, buradakinin farkı bir işi olması. Yani öyle çok gözde büyütülecek bir kitap değil bana göre.

"Albert Camus'nün dünya görüşü, yaşamın anlamsızlığından, saçmalığından kaynaklanan bir anlayış kavrayışından yola çıkmaktadır. Değil mi ki yaşam bir yerde ölümle, yani -yoklukla- sonuçlanıyor, öyleyse nedir bu didinip durma, bu yedim içtim, aldım verdim, benim senin kavgasının anlamı? 

Albert Camus için yaşam, insan yaşamı, bir saçma, bir anlamsız, bir akıl dışı, bir mantık dışı yaşamdır. Yani başlangıçta bir karamsarlık, bir umutsuzluktur söz konusu olan. Ama umutsuzluktan yola çıkmak, sonuna dek umutsuz olmayı gerektirir mi? Hayır diyor Albert Camus." ...


Kitap topluluğumuzda okumak için seçtimiştik bunu. Okuduk ve etkinlik resminde tarihten anlaşılacağı gibi tartıştık bile. 

Çok soğukkanlı bir adamın hikayesi, kitabın başında annesi ölüyor bunu bile duygusuz karşılıyor. Duygularıyla yaşayan bir adam değil dolayısıyla bunalımda veya depresyonda olduğunu söyleyemiyoruz. İş yeri ve yaşadığı apartmanda geçen olayları anlatışını, tasvirlerini ve buralarda karşılaştığı kişilerle diyaloglarını okuyoruz. Gerçekten çok "cool" olan bu adamın, kendisiyle evlenmek isteyen arkadaşına rahatlıkla O'nu sevmediğini ama isterse evlenebileceklerini söylediğini okuyoruz. Anlatımda başka bir kadın bunu istese O'nu da sevmediği halde evlenmeyi kabul edeceğini söylüyor. 

Apartman komşusunun belalısını öldürerek hayatında bir dönüm noktası yaşıyor baş karakterimiz. Bu kumsalda gerçekleşiyor ve sebep ise sadece gözüne giren güneş. Tutuklanma ve hapis sürecini de hiç kendini kapıp koyuvermeden, normal bir şekilde karşılıyor. Tanrıya inanmıyor hapisanede yanına gelen papazı kovuyor. İlkelerinden asla ödün vermeyen bu karakterin sonu ne olacak okumalısınız. En önemlisi güçlü, ayakları yere basan bu adamın anlatım tarzı sürükleyici ve soğukkanlılığının hayranlık uyandıran bir tarafı var. Çıktığı mahkemede bile kimseye yaranmaya çalışmıyor, doğrularından şaşmıyor ve bunları da açıkça söylüyor.

Kitap topluluğumuzun buluşma fotoğraflarıyla yazımı bitiriyorum. İlgisini çekenlere iyi okumalar :)



22 Mart 2018 Perşembe

Benden güncel haberler :)

Merhaba arkadaşlar! Çoktandır sesim soluğum çıkmıyor farkındayım. Bu arada birkaç güzel kitap okudum ve hepsini sırayla yorumlayacağım. 

Yazamamamın en önemli sebebi sanırım sağlık sorunları. Çeşitli hastanelerde arkadaşlarıma başvurduğum için sağolsunlar titizlilik gösterip check-up benzeri bir kontrolden geçirdiler beni. Neyseki çok önemli bir rahatsızlığım yok. Kan tahlillerinde D vitamini eksikliği ve insulin oranı yüksek çıktı. D vitaminini bir lokma ekmeğe 1 damla damlatılıp alınan bir takviye ile alıyorum. İnsulin oranının yüksek olması ise aynı oranlarda devam ederse başta şeker hastalığı olmak üzere birçok hastalığa davetiye çıkarıyormuş. Karın bölgesi yağlarında kurtulmak gerekiyormuş bu sebeple. Diyetisyen bir arkadaşım da bu yüzden neredeyse kolumdan tutup beni muayenehanesine getirdi. Sağolsunlar, bazen çevrenizdeki insanlar sizi sizden çok düşünüyorlar :) Böylece diyete de başladım.

 

Sizi sağlık sorunlarımla boğmak istemiyorum ama hiçbiri geçmeyecek rahatsızlık değil çok şükür. Asıl gittiğim kalça ve bacak ağrısı sorunum ile ilgili röntgen ve emar çekildi, çok önemli birşey bulunamadı. Bel bölgemde fıtıklaşmamış bir taşma var ve bugün muayene sonucu ondan kaynaklanan bir siyatik olduğu tesbit edildi. Bunun da başka bir hastanedeki arkadaşım teşhisini koydu ve kalçanın biraz daha kapsamlı bir emarını istedi. Bu da herhangi başka birşey var mı, tetkik etmek için. İlk önce ilaç tedavisine başlayacağız, geçmezse fizik tedavi olacağım.

Son yazdığım Şebnem Özkan'ın Yükseliş Gönlün Şifası kitabının yorumu için yazardan bir teşekkür yazısı aldığımı burada belirtmeliyim sanırım. Ayrıca yazar, kitap yorumu yazımı Facebook hesabında paylaşmış ve yazının okunma sayısı 226'ya ulaştı! 

Dostlar, bunların dışında yazamadığım süreçte birkaç kez yürüyüşe ve geziye gittim, bunların yazıları da gelecek sırayla... 

Geçen sene olduğu gibi bu sene de bölümümde bir uygulama dersi vermeye başladım. Geçen sene verdiğim dersin aynısı ama ben bu sene çok daha kendinden emin bir şekilde anlatıyorum, bunun geri dönüşümünü de öğrencilerimden alıyorum. Geçen seneye göre öğrenciler daha hevesli, uygulama yaptıkları işlemlerde de daha hızlılar.  

Son zamanların önemli olaylarından bahsetmediğim bir tek Antalya Kitap Topluluğu'na katılmam kaldı sanırım. İki haftada bir seçilen bir kitabı grup olarak okuyup daha sonra bir araya gelerek tartışıyoruz. Gerçekten iyi arkadaşlar edindim bu sayede, şanslıyım :) İki hafta benim okumak istediğim kitapları önermem ve bunların kabul edilmesi de bu grupla yapılan sohbetlere hevesimi arttırdı.

Önümüzdeki günlerde, gezi ve kitap yorumu yazılarına ek olarak Kızımın Cicileri bloguyla ortaklaşa yapacağımız çekiliş yazısına yer vereceğim. Ben sizin için bir kitap seçip aldım, ki bu Ezgi Mola'nın söyleşisine gittiğimde dinleyicileri için tavsiye ettiği kitap. Kızımın Cicileri blogunun sahibi Emine hanım da sizin için el emeği bir kitap ayıracı hazırladı. Detaylar çok yakında :)