Herkese merhabalar :)
Jean-Paul Sarte'nin Bulantı'sı benim kış okuma hedeflerimden biriydi ve kısa sürede bitti. Geçen hafta cumartesi "Felsefe ve Hayat" adlı bir söyleşiye gittim ve Muğla Üniversitesinden gelen konuşmacı profesör birkaç kere bu kitaba değindi. Ben o zaman kitabın başlarındaydım ve bu söyleşinin tam bana hitabettiğini düşündüm ve yer bulamayıp merdivenlere otursam da sonuna kadar ilgiyle dinledim.
Son zamanlarda çok hafif kitaplar okuyordum ve ağır okunacak, beni biraz düşündürecek bir kitaba hazırlamıştım kendimi. O konuda biraz yanılmışım Bulantı rahat okunuyor ve akıcı bir dille yazılmış. Romanda yazar birinci tekil şahıs kullanarak kendi günlüğünü tutar gibi yazmış. Günlük şeklinde olunca da okumak kolaylaşıyor. Kahramanımız 30 yaşlarında işe gidip gelmeyen, sadece günün belli bir saatinde roman yazmak için çalışan bir adam. Dolayısıyla hayatı yavaş geçiyor ve bu da varoluşunu sorgulamaya itiyor. Hayatının monotonluğu ve durağanlığı O'nu sıkmış ve hayattan ve insanlardan tiksinti duymaya başlamış. Bizi küçük zevkler olarak mutlu eden şeyler onun için bulantı sebebi... Yaşamda kendisini fazlalık olarak görüyor dolayısıyla bu tiksinti kendisine de yöneliyor. Belki ben böyle anlatınca içiniz sıkıldı ama yazar o kadar ustaca yazmış ki, belki depresif sayılabilecek bu düşünceleri bence bir nebze çoşkulu aktarmış. Ben içim sıkılmadan merakla okudum. Hatta bazen zamanın yavaş geçmesi ve varolmanın ağır devinimi hepimizin yaşadığı, hissettiği şeyler. Kahramanımız da durağan biri sayılmaz devamlı farklı olaylar ve kişilerle karşı karşıya kalıyor. Gözlemlerini ve felsefesini her olayda ortaya koyuyor ve ilgiyle okunuyor.

















