12 Ağustos 2016 Cuma

Komik Günler



Çarşamba akşamı daha önce bloğumda yer verdiğim Mask Ethnic Fun adlı mekana gittim, hem de yanlız gittim. Evde sıkılıp "bu akşam kesin dışarıya çıkacağım" dediğim bir gündü çarşamba. Kaleiçi'ndeki bu mekan oldukça popüler, Facebook'tan o akşamki programına baktım ve Komik Günler adlı bir grubun çıkacağını gördüm. Birkaç videosunu seyrettim ve gerçekten hoştu. Yukarıdaki videoyu da ben o gece kaydettim. Bu şarkının raggie'ye benzer bir tarzı var, umarım beğenirsiniz. Grubu çok sempatik buldum, yaptıkları müzikler de benim sevdiğim gibi hareketliydi, bol bol dans ettim. Yanlız gittim ama Mask'a gider gitmez daha şarabımı söylemeden bir arkadaşım da yanlız girdi içeri ve yanıma oturdu. Birlikte eğlendik, sanki sözleşmişiz gibi oldu :) Özlemişiz de görüşmeyi çok süper denk geldi bence :)) 

Çok geç kalmadan çıktım o akşam, grup ara verdiğinde, saat 24.30 civarıydı.  Bir şarap ve bir birayla çakır keyif olmuştum ve müziğin tadını çıkarmıştım. Kapıda başka bir arkadaşımla karşılaştım. Beni her zaman eğlendiren çoşku dolu arkadaşım keyifsizdi biraz. İyi bir süreç geçirmediğinden bahsetti, yukarda dans edip tüm sıkıntılarını üzerinden atmasını tavsiye ettim ve yakında görüşmek üzere sözleştik. Sonra da eve dönüş yoluna geçip sorunsuz eve ulaştım. Hoş bir geceydi ilk defa yanlız çıkayım dedim onda da yanlız kalmadım ama böylesi çok daha zevkli oldu. 

Dolu dolu, keyifli bir haftasonu olsun!

8 Ağustos 2016 Pazartesi

Simyacı'yı Okumuş Muydunuz?

Bu pek ünlü romanı çok popüler olduğu için okumaktan soğumuş olan bendeniz yeni elime alabildim. Paulo Coelho'nun da bu hariç neredeyse bütün kitaplarını okumuşluğum var. Başka kitabı kalmayınca Simyacı'yı mahalle kütüphanesinden alıp okumaya başladım. 1997 baskısı olan bu kitap bayağı yıpranmış durumda sahaftan alınmış gibi duruyor. 



Kitabı okumadan önce kitaptan o kadar çok alıntı, tanıtım yazısı vs okumuşum ki, kitapta verilen hayat derslerinin hepsini daha önceden bildiğimi hissettim. Bunları pekiştirmek için kitabı okumak iyi bir fırsat yanlız. Bir de doğanın dilini öğrenmekten, çevremizde bize sunulan işaretlerden bahsediyor. Bu nedenle çevremi daha dikkatli izlemeye başladım. Sadece yaşayan canlıları değil, cansız nesneleri de incelemeye başladım. Hani "Okumayı bilirseniz doğa en iyi öğretmendir" denir ya, ben bu sözü hiçbir zaman tam olarak anlayamamıştım. Yaprakları rüzgardan hışırdayarak gölge veren çınarın altında oturup kitap okurdum ben yine, bu ortam bana sadece hoşluk verirdi. Bu kitabı okuduktan sonra çevrenize daha dikkatli bakmaya başlıyorsunuz, doğanın anlattıklarını dinlemek için duyularınız açılıyor. Rüyalarınızı gerçekleştirmenin önemini o kadar güzel anlatıyor ki ve bu fikri destekleyen o kadar çok kitap var ki, yeryüzünde birşeyleri yapmakta kendini zorunlu hisseden; ideallerinden, isteklerinden, kendinden vazgeçmiş hala milyonlarca insan olduğuna üzülüyorsunuz.

























Kitabın bir kısmını okuduğum Antalya Müzesi'nde aynı zamanda bir sergi gezdim, oradan bir sardunya resmini beğenize sunuyorum. Bol çiçekli olsun bu yayın, bahçesinde karşımda duran bu gül demeti güzelliğini de paylaşmadan olmaz. Ben görünce hayran kalmış, gözümü alamamıştım. 

İyi haftalar!

16 Haziran 2016 Perşembe

James Webb'i oluşturmak: Dünyanın en büyük, en çarpıcı, en riskli uzay teleskobu

Bu yazımda Hubble'dan sonra NASA'nın fırlatmak üzere olduğu en büyük teleskop olan James Webb hakkında yazılmış bir popüler bilim makalesinin bir kısmının çevirisini yapacağım. Sanırım tamamını birkaç bölüm halinde yayınlayabileceğim. 

Goddart Uzay Uçuş Merkezi'ndeki Kule Binası 29'un içinde, James Webb Teleskobu'nun kalbindeki ev büyüklüğünde basınçlı fırın görünümünde dört bilimsel aygıt (JWST veya WEBB) bulunuyor. 

Ritmik bir çirp-çirp-çirp sesi, vakum iç mekanı uzay şartlarında tutmaya çalışırken helyum burayı -250 dereceye soğutuyor. İçeride, onları uzayda tutacak ana yapı iskeletine civata ile tutturulmuş aygıtlar, kızılötesi ışıkta yıkanıyordu - odaklanmış ve nüfuz ederek, lazere benzer iğneler içinde ve bir örnek ışınların yansımaları test ediliyor.

Basınçlı fırın tüm proje için uygun bir metafor. Webb, NASA'nın şimdiye kadar kalkıştığı en büyük, en karmaşık ve en pahallı bilim çalışmasıdır ayrıca astronomların ve halkın beklentileri muazzam büyüklüktedir. Webb'in hassasiyeti Hubble Uzay Teleskobu'ndan 100 defa daha büyük olacak. İlk galaksi oluşumlarının başladığı, evrenin başlangıç dönemlerine bakabilecek, yıldızların doğumunu ve onların gezegen sistemlerini  inceleyebilecek hatta belki yaşam belirtilerini tesbit edebilecektir. 'Eğer uzaya bu kadar güçlü birşey koyarsanız, kimbilir neler bulabiliriz? Devrimsel olacak çünkü çok güçlü' diyor Astronomi Araştırmaları Üniversiteleri Birliği başkanı ve önceki JWST teleskop araştırmacısı Matt Mountain. Yine de Hubble gibi Webb'in kurulumu yeniden tasarlamalarla, programın gerisinde kalmakla ve maliyet artışlarıyla rahatsız ediyor. Bu da girişimciler, Kanada ve Avrupa'daki partnerler ve en kritiği U.S kongresinin destekleyicileri arasında gergin bir ilişkiye sebep oluyor. Webb uygun kaynakları tüketirken, diğer görevler yavaşlamalı veya rafa konmalıydı. 2010 ve 2011'deki bir kriz az daha programın iptal edilmesine sebep oluyordu ama son zamanlarda proje programına uygun ve planlanan bütçe içinde tutuluyor. Bu bütçe şu anda 8 milyar dolar civarında. 


Kaynak: http://www.sciencemag.org/news/2016/02/building-james-webb-biggest-boldest-riskiest-space-telescope

26 Mayıs 2016 Perşembe

Etamin işlerim ve Gezilip görülen yerler

























Böyle büyük ve demli bir çay alıp güne başlamak en büyük zevkim. Yine öyle yaptım ve bu yazıya başladım. Fotoğrafta gördüğünüz ders arasında bahçede içtiğim bir çaylardan biri, tabii ki onun yerini hiçbir şey tutamaz. 

Yılbaşından hediye etmek üzere etamin işleri yapıyorum yorgun olduğum zamanlar. Müthiş dinlendiriyor. Bunlar dikilip kese haline getirilecek. Sadece birini tamamlayıp yılbaşında arkadaşıma hediye ettim. Aşağıdakiler yakınlara verilmek üzere hazırlanıyor. Ama dikimleri yılbaşına yakın olur, terzi dikip kese haline getiriyor benim için...


Yeni keşiflerim Kaleiçi'nde Otantik şarap evi, Pio ve Yağmur cafe. Yukarıda gördüğünüz Otantik Şarap Evi'nin şarabınızı yudumlarken karşınızda duran şarap rafları. Burası aynı zamanda bir butik otel. Özellikle Antalya'nın yerel markası Likya şaraplarını ikram ediyorlar ve isterseniz şişe olarak da satın alabiliyorsunuz. Bu şarapları bir satış mağazasında bulmak çok zor. Bu mekan Üç Kapılar'a çok yakın.


Yukarıdaki fotoğraflarsa bir arkadaşımla Pio'dan ve annemle Yağmur cafeden. Pio'da çok değişik kokteyller var ancak oldukça pahallı, limonatası çok güzel ayrıca şarap da iyi bir tercih. Yağmur Cafe'nin çayları lezzetli, gün içinde taze. Akşamüstü ise bira tercih edilmeli bence. Mekan olarak Pio'ya çok yakın. Pio köşe başında, geniş bir sokakta, başka bir dar sokakta da az bir masası var. İşte o dar sokaktan devam edince Yağmur Cafe'ye çıkıyorsunuz. Sahibi yazın sokağın devamlı estiğini ve buranın serinlemek için de iyi bir mekan olduğunu söyledi. Bu civar Dönerciler Çarşısı'na yakın denemek isteyenler için. 

Gününüz güzel geçsin, sevgiler ❤️

25 Mayıs 2016 Çarşamba

Yürüyüşlerim ve Antalya'nın müthiş manzarası

Sıklıkla yürüyüşlere çıktığımdan bahsetmiştim sizlere. Antalya'nın müthiş deniz manzarası da Lara yürüyüş yollarında bana eşlik ediyor her zaman. Bu parkur hiç sıkmaz sizi, her çıktığınızda farklı bir bitki görürsünüz, deniz ve gökyüzünün farklı bir hali eşlik eder size.


Bazen bir kafede bira içme molası veririm. Bazen de kahve. Kahvemi termosla götürüp bir ağacın altında dinlenirken içtiğim de olur. 


Mahallemizin kütüphanesinden Stephen King'in bir romanını alıp uzun bir yürüyüş sonrası Gloria Jeans'te oturup okumuştum biraz. Tüylerim diken diken oldu bir süre sonra ve bu kitabı okumayı bıraktım. Adını çok duyduğum Stephen King'i de şöyle bir deneyimleyip veda ettim anlayacağınız.  

Sıradışı kahvaltım :) - Hat ve Tezhip Sergisi

Bazen tuhaf isteklerim olabiliyor. Kahvaltıda pasta yemeği istemek gibi. Ben bunlara hiç ket vurmam, canım mı istiyor, gider bir güzel yerim. Geçenlerde bunu istedi ve yakınımızdaki bir alışveriş merkezine açılış saatinde gidip Özsüt'te pasta ve çayla kahvaltı yaptım. Sabah sabah yiyecek içecek katında kimseler yok :) Kart cihazları da arıza yapınca ücret almadılar. Buradan kendilerine teşekkür ediyorum, çok lezzetli olduğunu da belirteyim. Birden enerji doldum o sabah :)



Bazen içgüdülere güvenmek gerekir. Antalya Müzesi'nde kahve içip sergisini gezmeyi çok severim. Bir gün biraz boş vaktim vardı ve içimde o zamanı müzede geçirmek gibi güçlü bir dürtü var. Gittiğimde çok özel bir serginin son günü olduğunu gördüm, hat, tezhip ve minyatür sergisi. Dikkat çekici olan bir eseri birden çok sanatçı çalışmış olmasıydı. Örneğin hat kısmını birisi, çevresindeki tezhip veya minyatürü başka birisi yapmıştı. Hat sanatının çok ustalık gerektirdiğini anladım sergiyi gezerken, örneğin el titremesi hiç olmamalı. Çok izlemek istedim bir hat ustasını...  



Yukarıdaki eserde "Ya Şafi" yazıyor, yani "şifa veren". Bu, bilindiği gibi Allah'ın 99 isminden birisi. Hat kısmını Sakal soyadlı Tezhip kısmını ise Eken soyadlı bir sanatçı yapmış. Çektiğim fotoğrafın orjinalinde sanatçıların soyadları okunduğundan bu bilgileri verebiliyorum ancak. Bir de Hilye adlı bir eser vardı ki, peygamberimizi yazıyla anlatan bir eserdi. Resminin yapılması uygun değildir ya peygamberimizin, O'nu yazıya dökmüşler. Gerçekten çok ilgi çekiciydi ve ayrı bir panoda, bir yazıyla bu eserin anlatımı vardı. Bu temada bir sergi haberi alırsanız gidip görün kaçırmayın, Hilye'ye de rastlarsınız diye düşünüyorum.

Sevgiler  ❤️❤️❤️

24 Mayıs 2016 Salı

Piknik, Kitaplar ve Şiir

Merhaba Dostlar,

Nerelerdeydin bugüne kadar diyenler olabilir. Herşeyi özetleyeceğim. Bundan sonra da yabancı dergilerde okuduğum popüler astronomiyle ilgili bazı yazıları sizin için çevirip bloğumda paylaşmak istiyorum. Mesela; "Bu hafta gökyüzü nasıl olacak?" veya "İlk teleskobumuzu alırken nelere dikkat etmeliyiz?" gibi konulara burada değinmek istiyorum, hem bana hem size faydalı olacağını umarak...

Okuduğum kitaplara gelince; bilimsel kitapların yanında, popüler bilim olarak okulun kütüphanesinden aldığım Tübitak yayınlarından çıkmış olan "Galileo ve Newton'un Evreni"ninden bahsetmeden olmaz. Şiddetle tavsiye ederim. Çok yalın bir dille yazılmış, çok akıcı. Mahalle kütüphanesinden alıp ise gençlik dizisi olarak çıkmış bir roman olan "Şeytan'ın Çırağı"nı da okudum. Dante'nin Cennet, Cehennem, Araf kitaplarının gençlik versiyonu gibi olduğundan bahsedilmiş önsözünde. Çok iyi bir çocuk yanlışlıkla şeytan tarafından öldürülüp cehenneme alınıyor, üstelik onun çırağı olmak üzere! Tahmin edebildiğiniz gibi cehennemin ateşi ve işkence edilen kötü hali eğlenceli bir dille işlenmiş. İlgi çekici, bana değişik geldi bu roman. Yine mahallemizin kütüphanesinden Don Kişot'u aldım. O da kısaltılmış versiyonuydu ama bana yeterli geldi. Okunması, bilinmesi gereken bir roman. 

Bahar geldi piknik sezonu açıldı malum. Büromun bulunduğu apartmanda piknik için bir kamelya yaptırdık. Geçen haftasonların birinde yöneticinin eşiyle burada piknik yaptık. Çay benden, kısır ondan...

Çeri domatesin de küçüğü domateslerden turşu yapmış. İnanılmaz güzeldi. Böyle birşeyle ilk defa karşılaştım ve anlattığımda annem de turşu suyuna hemen birkaç domates doğrayıp atıverdi ve 3-4 günde harika turşu oldular! Tavsiye ederim...

Ayda bir şiir gecesine gidiyorum, farklı bir grubun organizasyonuna gidiyoruz ama hala devam... Hasan Hüseyin ve Cemal Süreyya şiirlerinin okunduğu gecelere katıldım geçen aylarda sırasıyla. Bu gece de Atilla İlhan'ın şiirlerinin okunduğu bir etkinlik olacak, bir aksilik olmazsa katılacağım. Şiir gecelerinin yapıldığı mekanda (Bademaltı) Şükrü Erbaş'ın bir şiirini yazmışlar duvara çok hoşuma gitti, bakalım siz de beğenecek misiniz?

      
Çok uzatmayayım bu yazıyı, diğer konuları başka bir yazıya bırakayım. Konu aşka gelince... üstüne yazacak daha anlamlı başka bir konu daha yok ki! :)