26 Eylül 2017 Salı

Salda Gölü Macerası

Çoook uzun aradan sonra ilk defa kampa gittim geçen haftasonu. Bundan önce bir arkadaşımla Patara'da çadır kurmuştuk ama sanırım onun üzerinden 20 yıldan fazla zaman geçti. Bir yürüyüş grubuna kayıt yaptırıp cumartesi sabahı yola çıktık. Aslında fikir bir arkadaşımdan çıktı. Ben 2 Ekim'de Slovakya'nın başkenti Bratislava'ya doğru yola çıkacağım için onun heyecanı içinde hazırlıklarımı yapmayı düşünüyordum. İşin aslı biraz da stresliydim ve rahatlarım düşüncesiyle kampa gitmeyi kabul ettim. Yürüyüşçülerin yaptığı kamp programları hep ilgimi çekerdi ve sonunda ben de gitmeyi başardım! :)


Göl Burdur'un Yeşilova ilçesinde ve inanılmaz güzel bir havası var, gündüz sıcak ama kuru bir hava. Gece ise oldukça serin, akşamüstü rahatlatan bir serinlik gece ve sabaha karşı ise üşütüyor. Ben daha önce Saklıkent'te Perseid meteor yağmurunu izlemeye gidip üşümekten keyfim kaçtığı için bu sefer çok tedarikliydim. Termal bluzlar, çoraplar, yün hırkalar... Ama ben hariç herkes gece üşümüş sanırım... Bu kıyafetlerle uyku tulumuna girdiğinizde sadece yüzünüz üşüyor, bundan dolayı da saat başı uyanıyorsunuz. Ama o temiz, kuru, serin havanın ciğerlerinize ulaştığını hissediyorsunuz ya o benim çok hoşuma gitti.

"Salda'da kamp yapmalı mıyız?" diye sorarsanız, kamp için iyi bir başlangıç yeri derim. Bizim grubun kurduğu alan dışında zaten her yerde çadır ve bungalovlar vardı. Geniş bir piknik alanı da var. Kendinizi hiç yanlız hissetmeyeceğiniz kesin. Çadırının başında veya piknik alanında devamlı mangallar yanıyor, et kokuları saçılıyor çevreye, gelip, geçerken rahatsız ediyor. Sizin böyle bir donanımınız yoksa belediyenin lokali var alan içerisinde ve istediğiniz ızgarayı alabalık, köfte, tavuk vs. çok ucuz rakamlara yiyebiliyorsunuz (10 tl).

Çok insanın birarada olduğu yerde gürültü de bitmiyor maalesef. Arabaların içerisinden devamlı bangır bangır müzik sesleri geliyor. Akşam bizim grup ateş yakıp şarkılar söyledi, ayrıca piknik alanından gitar sesleri geliyordu. Tam bunlar sustu, bir gece klübü varmış oranın, pavyon şarkıları çalmaya başladı, gün ağırana kadar... Uykuya dalmanızı geciktiren nedenler...  

Tuvalet imkanı kamp kurulan yerden biraz uzak olduğu için sıklıkla tuvalete gitme imkanınız yok. Gece uykunuz arasında gelince ise gitmeye korkabilirsiniz ıssızlıkta. Ben gecenin bir yarısı hissettiğim tuvalet ihtiyacına rağmen uyuyup 7 gibi gittim. Bu sefer çay demlemek için yakılmıştı mangallar, müzik de o an başladı "Güneeeeş doğdu ama yastaaa..." :D:D

Göle girmedim ama suda yürüdüm. Gölün kamp alanından farklı bir kıyısında doğal yapısı bozulmamış bir yerde yürüyüş yaptık.





Son olarak beni buraya çeken bir nedenden bahsedeyim. Burası dünyadaki Mars özelliği gösteren iki yerden biriymiş. Göldeki magnezyum yüklü beyaz kayaların aynısı Mars'ta da varmış!

20 Eylül 2017 Çarşamba

Pikniğimiz

Devamlı birlikte görüştüğüm iki arkadaşım var. İki kişi sözleşsek bile genellikle 3.yü çağırırız. Biri vejeteryan ve ben onları bir akşam yemeğe çağırmayı kafama koydum, bu arada isimleri Nilüfer ve Selami. Boş bir akşam ayarlayıp Nilüfer'i aradım: " Eve gelmeyelim hep birlikte birşeyler hazırlayıp Falez Parkta yiyelim" dedi. Eve gelselerdi (daha doğrusu ben onları akşam büromda ağırlayacaktım) sebzeli lazanya yapma planım vardı. Böylece planlar değişti ve ben peynir topları, yoğurtlu havuçlu salata ve mercimek köftesi yapmaya karar verdim. Ayrıca bir termos çay götürdüm.


Nilüfer'de gün içinde işlerini bitirip apar topar pazara gidip aldığı otları ve yaptığı karışık salatayı getirdi. Park sıcak günlerin aksine daha boş ve serindi, yani akşam piknik yapmak için ideal zamanlar...

Selami'de gelirken şarabımızı getirince herşey neredeyse 4 4'lük oldu :)


Gelelim yemekleri tariflerine... Mercimek köfte tarifini her yerde bulursunuz veya zaten biliyorsunuzdur onu vermeme gerek yok. Havuçlu yoğurtlu salata çok beğenildi, gerçekten inanılmaz güzeldi... Tarifi için TIKAYIN lütfen.

Peynir Topları ise oldukça kolay, birkaç tarifin karışımından kendime göre bir tarif elde ettim. Çok kolay ve çok lezzetli, keşke daha sık yapsam :)

- 200 gr süzme peynir
- 1 diş sarımsak (ezilmiş)
- 4-5 yemek kaşığı dövülmüş ceviz içi
- 1 tatlı kaşığı kuru nane
- 1 çay kaşığı pul biber
- 1 çay kaşığı tatlı toz biber
- Az karabiber
- Cıvık yapmayacak kadar zeytinyağı
- Susam

Susam hariç tüm malzemeyi biraraya getirip yoğurun ve minik toplar yapın. Susama bulayıp servis tabağına alın. Afiyet olsun.

O akşamın tadı damağımda kaldı, en kısa sürede böyle bir buluşmayı tekrarlayacağız. Aklımızdan, daha zahmetsizce olacak, içeceklerimizi alıp oturduğumuz banka pizza ısmarlamak geçiyor bu kez.

19 Eylül 2017 Salı

Dangal Filmi

Tüm zamanların en çok izlenen Hint Filmi'ymiş. Sinemaların sezonda getirdikleri Hollywood filmlerinden farklı olarak yaz boyu Cinemaximum sinemalarında vizyona giren Dangal'ı izlemek oldukça sevindirici ayrıca da hesaplıydı, 8 tl. Cinemaximum ayrıca sezon dışı birkaç Hollywood filminin de gösterimini 5 tl'ye yaptı bu yaz.

Pek çok Hollywood filmine taş çıkaracak kalitedeydi bu Bollywood filmi. Özellikle Aamir Khan'ın oyunculuğu takdire şayan. Bir hayran daha edindi ancak sosyal medya hesabı yok yıldızın, takibe alamadım.


Eski güreşçi bir babanın geçimini sağlamak için bıraktığı güreş sporunun içinde kalması ve güreşin onu bırakmaması üzerine film. Bu da gerçek bir hikaye, Hintli Mahavir Singh Phogat'ın hayatı beyazperdeye uyarlanmış. Babamız erkek evladı olsun ve O'nu güreşçi yapayım diye yanıp tutuşuyor ancak üç tane kızı oluyor. Hayalleri yıkılan baba bir olay sonrasında iki kızını sporcu olarak eğitmeye başlıyor. Büyüdüklerinde iki kız da güreşte iddialı isimler oluyor. Fazla anlatmayayım, izlenilmesi gereken bir film. Yokluk içinde mucizeler yaratan kahramanlar... Ders alınması gerekir. Filmin sonlarına doğru çok ağladım, ışıklar açılınca da görmesinler diye hemen kayboldum ortalıktan :)

Mayalı Mahlepli Çörek


UFUK MUTFAKTA blogu dün yayınlamış bu tarifi, ben de hemen bugün denedim. Şimdiye kadar yaptığım en iyi çörek oldu! Şekeri tarifteki kadar kullanırsanız paskalya çöreği olur. Ben biraz daha az kullandım. Kahvaltı ve 5 çayı için iyi bir seçenek ;) Hamurları düğüm şekline getirmek çok zevkli oldu, piştiğinde de hoş bir şekil aldı. Benim evde yıllar önce aldığım bir mahlep vardı onu kullandım, hiç tadı gelmiyor ama yine de pastane çöreği gibi oldu.


Malzemeler;
*1/2 su bardagı süt
*1/2 su bardağı ılık su
*1/2 su bardağı sıvıyağ
* 1/4 su bardağı toz şeker
*1/2 tatlı kaşığı tuz
*1/2 paket yaş maya
*1/2 tatlı kaşığı mahlep
*Aldıgı kadar un
*1 yumurta
*üstüne çörekotu
Hazırlanışı;
1-Yaş mayayı 1/2 bardak ılık su ile ezin.
2-Daha sonra süt, sıvı yağ ve şekeri karıştırıp,yumurtanın beyazını ve erimiş mayayı ekleyin.
3-Mahlep, tuz ve aldığı kadar un ekleyiniz çok yumuşak bir hamur hazırlayınız.
4-Hamuru elinizi yağlayarak yine yağladığınız tezgah üzerine küçük bezelere ayırın.
5-Bezelerin her birini kalınca rulo yapıp düğüm atın.
6-Tepsiye dizip 15 dakika kadar bekleterek biraz mayalanıp kabarmasını bekleyin.
7- Üzerine yumurta sarısı sürüp çörekotu serpin.
8-Önceden 180 derecede ısıtılmış fırında kızarıncaya kadar pişirin.

Mümkünse sıcak veya ılık servis yapın. Afiyet olsun

5 Parmak Filmi'nin Düşündürdükleri

Herkese merhaba! :)

Yazacak çok şey birikti ve bunların hepsini zamanla size yazıp yayınlayacağımdan kuşkum yok. Öncelikle dün izlediğim 5 Fingers (5 Parmak) filmini yorumlamak istiyorum. Yani sondan başa doğru gideceğim sanırım. Yeni çekilmiş konusu başka olan bir Beş Parmak filmi daha var öncelikle onu belirteyim. Benim size bahsedeceğim James Mason'un başrolde oynadığı siyah beyaz bir casusluk filmi. Olaylar 2. Dünya Savaşı sırasında Ankara'da geçiyor ve gerçek bir olay beyazperdeye aktarılmış.



Olay gerçekten ilginç üstelik film de akıcı, ayrıca 1958 yılının Türkiye'sini de izliyorsunuz arka planda. Başlıca olay Ankara'da ve filmin bir kısmı da İstanbul'da geçiyor. İngiliz Büyükelçiliğinde çalışan bir görevli, savaşta İngiltere'nin Almanya'ya karşı olan stratejik hamlelerinin dökümanlarını fotoğraflayarak Alman Büyükelçiliği'ne satıyor.


Ben bu kadar bahsedeyim filmden. Biz bu filmi bir arkadaşımla kitap sohbeti yaparken Zülfü Livaneli'nin bir kitabında gördük, bahsi geçiyordu. Orada bu casusun filmde Arjantin asıllı olarak geçse de Türk asıllı olduğunu öğrendik isminden de anlaşılıyor zaten. Birşey daha öğrendik ki bu filmde geçmiyor, Almanlar bu İngiliz casusun İngilizlerle işbirlik halinde olduğunu düşünüp, onlara ilettiği belgelerde yazanlara güvenmeyip gerekli tedbirleri almadıkları için savaşta bozguna uğramışlar. Filmin sonu da başka bir süprizle bitiyor.

Biz bunu arkadaşımla bu pazartesi sabahı bir araya gelip, birlikte kahvaltı yaptıktan sonra işimizi yapar gibi izledik, çok merak ediyorduk ve bu filmi izlemek için program yaptık. Tarihten ilginç bir kesiti zevk alarak öğrenmek isterseniz mutlaka izleyin. Sevgiler...

23 Ağustos 2017 Çarşamba

Herşeye Rağmen



İnsanlar kimi zaman akılsız, mantıksız ve ben merkezci olurlar.
Yine de onları sevin.

İyilik yaptığınızda, insanlar sizi bencilce amaçlar taşımakla suçlarlar.
Yine de iyilik yapın

Başarılı olduğunuz takdirde, sahte dostlar ve gerçek düşmanlar kazanabilirsiniz.
Yine de başarılı olun.

Bugün yaptığınız iyilik, yarın  unutulabilir.
Yine de, iyilik yapın

Dürüstlük ve şeffaflık sizi kırılganlaştırabilir.
Yine de, dürüst ve şeffaf olun.

Kurmak için yıllarınızı harcadığınız şey, bir gecede yerle bir olabilir.
Yine de kurun.

Gerçekten yardımcı olmak istediğiniz kişiler yardımınıza saldırganlıkla karşılık verebilir.
Yine de yardımcı olun.

Dünyaya elinizdekilerin en iyisini verin, bu yüzden incitilebilirsiniz.
Yine de dünyaya elinizdekilerin en iyisini verin.

Dünya çatışmalarla doludur.
Yine de huzuru seçin.



Kaynak: Aşka Dair - Geveze

Hayata Aşkla Bağlanmak

Merhabalar! Bir süredir buraya yazamadığımı farkettim. Yoğun bir tempodan çıktım ve şimdi biraz daha rahatım. Hatta yaz bitmeden birazcık olsun kendime tatil verebilmenin mutluluğunu yaşıyorum. Bu uzun süreli bir tatil olmayacak muhtemelen ama tempomun bir süreliğine yavaşlaması bile benim için yeterli.

Geçen hafta Slovakya vizesi için Ankara'ya gittim. Vize işlemi insan haklarının en büyük ihlali bence. O kadar çok ayrıntıya boğuyorlar ki sizi, bu kadarı da ayıp dedirtiyor. Konsolosluk kapılarında ülkelerine gideceğiz diye sunulan belgeler ve pek de önemi olmayan bir imza yüzünden hepsinin geri çevirilmesi, gurur kırıcı... Sanırım ben de babam gibi bu işlemleri protesto edip yurtdışına çıkmaktan vazgeçeceğim bir süre sonra.


Yanlız iş için de olsa Ankara'ya gidip amcamlarda 3 gün geçirmek beni dinlendirdi. Vize işlemlerim can sıkıcı geçmiş olsa da Antalya'ya geldiğimde enerji doluydum. Bu da sadece mekan değiştirmekten kaynaklanan bir mutluluk. Üniversiteye gittiğimde herkese gülücükler dağıtıyordum, sanırım bunun anlamı şükür. Aslında bulunduğum yerin ne kadar güzel olduğunun idrakı.


Ankara'da kalma sürem tahminimi aşınca kütüphanelere iade etmem gereken kitaplarım süreyi aştı. Dün hem Doğan Hızlan kütüphanesine hem de üniversite kütüphanesine uğrayıp kitapları başka kitaplarla değiştirdim ve hemen yeni kitaplardan birini okumaya başladım. Bu, radyo programcısı Geveze'nin Aşka Dair kitabı. Geveze tam aşka aşık bir adam olduğunu söylüyor. Hayattaki dileği sevmek ve sevilmek. Buna uygun olarak da böyle bir kitap yazmış. Bazı bölümleri sosyal medyada okuduğumu farkettim, bilindik alıntılar olabilir veya kitaptan sosyal medyaya düşmüş. Tahmin edileceği üzere kolay okunan bir kitap. Bir bölümde yayınlanan yazıyı sizinle paylaşmak istiyorum. Ben de dahil fazla birşey yapmaya zaman veya motivasyon bulamayan okuyuculara gelsin. Aralarda Ankara fotoğrafları...


"19 yaşından beri çalışıyorum. Liseyi Robert Koleji'nde okudum. Boğaziçi Üniversitesi'ni tam gün çalışarak bitirdim. Dört yıl süreyle sadece öğle tatillerinde, Fransız Kültür Merkezi'ne giderek Fransızca öğrendim. Daha sonra da, para biriktirip Fransa'ya gittim. Indiana Üniversitesi'nde master yaparken oğlum iki yaşındaydı, arada üniversitenin Eğitim Araştırmaları Merkezi'nde çalıştım. Kızıma hamileyken, Ohio State Üniversitesi'nde doktora yapmaya başladım. Tezimi yazarken eşim askerliğini yapmak üzere Türkiye'ye geldi (yani ben ve iki çocuk tezimle başbaşa kaldık!) tezimi bitirdiğimde kızım 4 oğlum 11 yaşındaydı. Oniki yıl yaşadığımız Amerika'dan, üçbuçuk yıl önce Türkiye'ye döndük. Döndükten iki gün sonra özel bir üniversitede işbaşı yaptım. Şimdi oğlum 16, kızım 9 yaşında. İkisi de derslerinde başarılı. İki dilde eğitim yapan bir okula gidiyorlar, oğlum trompet çalıyor, kızım ise flüt. Onlara her akşam derslerinde yardımcı oluyorum. Okuldaki etkinlikleri kaçırmam: tiyatro, konser ne olursa giderim. Bu arada, benim üniversitede haftada 12 saat dersim, toplam 70 öğrencim var. Ayrıca bir eğitim grubunun danışmanlığını yapıyorum, okul gazetesinin de yayın kurulu üyesiyim. Günde en az 12 saat çalışmazsam, kendimi çalışmış saymıyorum. Her gece ya ders hazırlıyorum ya da yayın için araştırma yapıyorum. İkisini de yapmazsam, mutlaka birşeyler okuyorum. Her gün birkaç arkadaşımla telefonda, birkaçıyla da e-posta yoluyla haberleşmezsem, içim rahat etmez. Yemeklerimi kendim pişiririm, haftada sadece bir gün gelen yardımcım var, onun dışında evin idaresi ve alışverişi benden sorulur. Sabah 8.30'da dersime makyajsız gitmem, bakımsız gezmem. Onsekiz yıllık evliyim. Kocama hala aşığım, haftada en az üç dört gün öğlenleri birlikte yemek yeriz. Bazen sabahlara kadar bir kitabı ya da bir konuyu tartıştığımız olur, birbirimizle sohbete doyamayız. Salı geceleri dans derslerine gidiyoruz, rumbayı bitirdik, şimdi ça-ça öğreniyoruz. Çoğu arkadaşımız İstanbul'da yaşıyor, iki ayda bir onları da ziyaret etmeye gayret ederiz. İlkokul üçüncü sınıf, ortaokul ve liseden bu yana süren arkadaşlıklarım var. Robert Koleji'nden mezun olduğumuz yıldan oluşan 135 kişilik e-mail grubumuza düzenli olarak yazmaya çalışıyorum. Amerika'daki dostlarımla hala bağlantımı sürdürüyorum. Bunları kendimi methetmek için yazmadım. Sadece sizin 'olağanüstü' olarak bahsettiğiniz bir durumun, bazı sıradan insanlar için 'normal' olacağını anlatmak istedim. Sözün özü; istenirse vakitler ikiye katlanır ve herşeye zaman yaratılır."

Darısı başımıza ;)
 ❤️❤️❤️❤️